Ekonomi

Faizsiz finansman sistemi büyük ilgi görüyor!

Faizsiz finansman sistemi Türkiye’de büyük ilgi çekiyor! 2013 yılında bu, tasarrufları değerlendiren factoring şirketleri ortaya çıkmıştır ve sonra da 400 bin müşterinin tasarruflarını değerlendirir hâle gelmiştir ve bu konuda da bugün ülkemizde 50 tane factoring şirketi ortaya çıkmıştır. Tüm dünyada bu tür alternatif finansman yöntemleri kullanılıyor. Tasarruf finansman sistemi kanun teklifi hakkında açıklama yapan Antalya Milletvekili Hasan Subaşı, faizsiz finansman sistemi hakkında şu bilgilendirmelerde bulundu;

HASAN SUBAŞI (Antalya) -Ülkemizde İstanbul başta, göç alan bütün büyük şehirlerde yoğunluk nedeniyle hem kiralar çok yükselmiş hem de konut almak, arsa almak neredeyse imkânsız hâle gelmiştir; dar gelirli için, orta gelir seviyesindeki yurttaşlarımız için.. İlk 2013 yılında bu, tasarrufları değerlendiren faktoring şirketleri ortaya çıkmıştır ve sonra da 400 bin müşterinin tasarruflarını değerlendirir hâle gelmiştir ve bu konuda da bugün ülkemizde 50 tane factoring şirketi ortaya çıkmıştır. Tüm dünyada bu tür alternatif finansman yöntemleri kullanılıyor. Bizde de 2013 yılında başlamış olmasına rağmen, açıkça söylemek gerekirse, devlet tedbir almakta son derece geç kalmıştır. Hele bizde, çekilişe dayalı faizsiz finansman sistemi sadece Türkiye’de kullanılmakta ve büyük ilgi çektiği için finansman şirketleri son derece gelişmeye başlamıştır.

DENETİM VE DÜZENLEME TEDBİRLERİ

Ama bütün bunlara rağmen devletçe hâlâ izinsiz çalışmakta, yeterli denetim ve düzenleme tedbirleri maalesef alınmamıştı ama bu kanun teklifiyle bunun alınıyor olması, bazı düzenlemelerin ve denetimin alınıyor olması da sevindiricidir. Arkadaşlarımız, daha önceki konuşmacılar bu maddeler arasındaki eksikleri hatırlattılar. Bu eksikler de tamamlandıktan sonra bu şirketlerin gelişmesi için bunun gerçekte bir model olarak sistemde oturması gerçekten fayda sağlayacaktır.

EV ALMA HAYALİ

Devlet, gönül isterdi ki önceden ön alsın, tedbir alsın; dar gelirli için hem konut üretiminde hem de arsa üretimi konusunda tedbir alabilseydi… Ama maalesef, büyüyen şehirlerde, bilhassa göç alan şehirlerde devletin bu tür tedbirleri olmadığı için hazine ve vakıf arazilerinde mafyalar türer, arazi simsarları türer ve ihtiyacı olan insanlara bu arsaları satmak suretiyle bunlarda gecekondu yapılmaya başlanır. Antalya da bunlardan çok çekmiş kentlerimizden biridir. Sonra da devlet, bunun tedbirini alamadığı için bir süre sonra bunun boyutları başa çıkılmaz noktaya geldiği zaman da bu sorunu, çözemediği sorunu tasfiyeye kalkışır. Nasıl tasfiyeye kalkışır? Aflar çıkarmak suretiyle, mülkiyeti devretmek suretiyle tasfiye etmekte ancak çözümü bulur. Oysa bunun yolu, halkın ihtiyaçlarını belirleyen belediyelerin ve devletin, öncesinde bunlar için tedbirler alması hatta bu tür factoring şirketlerinin denetimini sağlaması, onları bu konunun içine sokabilmesi ve konut üretiminde yarar sağlamasıdır.

Ev alma hayali, büyük mağduriyetlere de neden olmuştur; devlet sistemi yeterince denetleyemediği için mağduriyetler oluşmuştur. Oysa bugün barınma hakkı, temel insan hakları kapsamında sayılmaktadır. Yani devletin tedbir alması gereken önde görevleri arasındadır. Devlet bunu yapabilir mi tek başına? Devlet de yapamaz.

BELEDİYELERLE İŞ BİRLİĞİ MODELİ İLE TOPLU KONUT YAPIMI

Bu konuda devlet ancak belediyelerle iş birliği modeliyle rahatlıkla hem toplu konut üretebilir hem arsa üretimini çok sağlıklı bir şekilde yapabilir ve bu tür alternatif finans modellerinin de gelişmesine katkı koyabilir. Ama maalesef, Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin getirdiği bu kutuplaşmalar nedeniyle hem halkımızdaki kutuplaşmalar çoğalmıştır hem boşa tartışmalar ülkemizi çok meşgul eder hâle gelmiştir, üstelik bu kutuplaşmalardan nasibini belediyeler de almıştır.

Şu pandemi döneminde yardım için en öncelikli seferber edilmesi gereken kurumlar belediyeler olması gerekiyorken belediyeler, maalesef, bağış toplamak da bile zorluklar çekmiş, halka ulaşmakta büyük zorlukları olmuştur. Dilerim ki bu konuya, önemli olan bu konuya yeterli ehemmiyet verilir; özel sektör, devlet ve belediyeler iş birliğiyle halka hizmet için daha esaslı tedbirler alınır.

Tasarruf Finansman Şirketlerine Devlet Garantisi Verilecek mi?

Bir tek Sayın Zeynel Özen konuyla ilgili “Devlet garantisi verilecek mi, verilmeyecek mi?” diye bir soru sordu. Bu konuda tasarruf finansman şirketlerinin yaptıkları faaliyetlerden dolayı devlet garantisi söz konusu değil. Devletin bu faaliyetleri Bankacılık Düzenleme Denetleme Kurumu vasıtasıyla denetlenmesi, kontrol etmesi anlamında bir yasa düzenlemesi yapıyoruz. Çünkü 1991 yılından bu tarafa başlayan vatandaşın nakdî tasarruflarını bir “kumbara hesabı” gibi biriktirip sırası geldiğinde kendi usulleri çerçevesinde çekilişle veya daha farklı yöntemlerle “vade yarısı yöntemi” diye ifade ettikleri yöntemlerle vatandaşa biriktirdiği kumbaradaki bedeli başkalarının katkılarıyla iade etme, onlara bir tasarruf yapma imkânı sunan bir sistem. Bu sistem içerisinde -dünde altını çizerek ifade ettiğim gibi- 1991 yılından 2018 yılının sonuna kadar sistemde 9 tane firma var.

Sermaye Oranları

2019 ve 2020 yılında, Ocak 2021 itibarıyla ki alınan veriler çerçevesinde 25 yeni firma sisteme katılmış. Dün birkaç vilayetten sisteme girmeyi düşündüklerini söyleyen firmalar bizleri aradılar “Bu sermaye oranı 30 milyon lira mı olsa, 50 milyon lira mı olsa?” diye. “Ne zaman başladınız?” diye sorduk. “Başlamadık ama kanun teklifi çıktıktan sonra başlamayı düşünüyoruz.” diyorlar. Demek ki buradaki gözüken rakamın, 34 firmanın -Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu tarafından yapıldığı- kesine yakın bir rakam olabileceğini ifade etmek isterim.

Yine, dün söylediğim gibi, toplam tasarruf dönemi müşteri sayısı 273 bin müşteri olmuş. Tasarruf döneminde bu 273 bin vatandaştan 6 milyar 247 milyon lira tasarruf toplanmış, 100.454 kişiye teslimat yapılmış. Bu rakamlar, kesin rakamlar değil Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulunun ulaşabildiği firmalardan aldıkları rakamlar. 4 milyar 500 milyon liralık kısımda teslimat yapılmış, toplam müşteri sayısı 373.615.

Değerli arkadaşlar, bu kanun teklifi kırk yıla yakın bir zamandır uygulanan bir sistemin üç yıldır cazip hâle gelmesi, yeni firmaların sektöre girme gayretlerinden ortaya çıkarak Komisyonda da yaptığımız tartışma çerçevesinde tüm siyasi partili milletvekili arkadaşlarımız bu düzenlemenin yapılmasını hassasiyetle dile getirdiler. Bir kısım arkadaşımız hem Komisyonda hem Genel Kuruldaki görüşmelerinde çok geç kalınmış olduğunu ifade ettiler. Bu, bakış tarzına bağlı. Bugüne kadar dediğim gibi, 2017 yılına kadar 2 firmalı olan sistem, 2017 yılından itibaren 30-40 firmalı bir sistem hâline gelmiş. Belki “Bir yıl gecikmiş.” diye söylenebilir veya “Altı ay gecikmiş.” diye ifade edilebilir ama ben bugün yapılan işin doğru bir iş olduğunu, zamanında devreye girdiğini, varsa bir yanlışlık veya kötü niyetli, olabileceklerin önüne geçilmesiyle ilgili olduğunu söylemek istiyorum.

760 Finansman Şirket Kurulmuş

Dün de birinci gün de ifade ettiğim gibi toplam 760 şube var, 760 şubenin 460 tanesi ilk 10 firmaya ait, 210 tanesi geriye kalan 24-25 firmaya ait yani sonradan kurulmuş firmaların hem müşteri sayıları çok az hem de onların vatandaşlardan topladıkları fon miktarları da az olduğu için bir disiplin altına alınmasıyla birlikte sektörde olağanüstü bir durumun ortaya çıkmayacağını ifade ediyorum ve bu kanun yürürlüğe girdiği andan itibaren bugüne kadar sistemde bulunan 373 bin vatandaşımızın kalpleri müsterih olarak herhangi bir sıkıntıyla karşılaşmayacaklarını, ayrılmak istedikleri takdirde Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu vasıtasıyla onların hak ve menfaatlerinin en iyi şekilde korunacağını ifade etmek istiyorum.

Sistemden Çıkılabilir mi?

Sisteme girmek ihtiyari, sistemden çıkmak da kişinin kendi talebi doğrultusunda olabilmesi hâlâ devam ediyor. Bu mevcut sistemde de var olduğu gibi. Sisteme gelen kişi üç ay sonra, altı ay sonra, bir yıl sonra hatta üç yıl sonra da çıkma ihtiyacı hasıl olduğu takdirde sistemden çıkabiliyor. O sözleşmelerinde, bize gelen birkaç tane sözleşme örneğinde üç ay içerisinde sistemden, “üyelikten ayrılmak isteyen” diyelim, üyelikten ayrılmak isteyenlerin üç ay içerisindeki yatırdıkları paralar ödeniyor. Mahkemeye de intikal etmiş bir kısım şirketler topladıkları organizasyon ücretinin tamamını kesmişler, bir kısmı yarısını ödemiş; sözleşmelerinde “İade edilmez.” denmesine rağmen yarısını ödeyenlerle ilgili mahkemeye müracaat etmişler; mahkeme bir vatandaşın lehinde karar vermiş ama başka örneklerin de var olup olmadığını bilmiyoruz fakat bu çerçevede kanun koyucu sözleşme çerçevesinde zaten olmayan bir hakkın, firmalarda eğer yine kanun gereğince “İade edilmez.” hükmü var olmasına rağmen, bildiğim kadarıyla ihtiyari olarak bir kısmını da iade etmeleri -herhâlde engel bir durum, cezai bir durum söz konusu değil- mümkün olacaktır.

Ben bu teklife katkı sağlayan tüm milletvekili arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Bizi izleyen 373 bin vatandaşımıza, varsa sistemde ortaya çıkabilecek aksaklıklar için bir düzenleme yaptığımızı ve müsterih olmalarını ifade ediyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir