GündemSağlık

HES’ler hakkında korkunç gerçekler! Çığ gibi büyüyen HES projelerinin doğa verdiği tahribat meclis gündemine getirildi!

TEKİN BİNGÖL (Ankara) -Tüm ülkelerin en önemli gereksinimlerinin başında enerji gelir ve gelişmiş ülkeler bu enerji gereksinimini karşılamak için temiz, yenilenebilir, ekosisteme zarar vermeyen ve insanları koruyan bir anlayışla sürdürülebilir enerjiye yönelmiş durumda. Nedir bunlar? Güneş enerjisi, rüzgâr enerjisi, çöpten üretilen enerji ve yine sürdürülebilir enerjilerden birisi olan su kaynaklarıyla elde edilen enerji. Tabii, bütün dünyada, yeni bir teknolojiyle temiz, sürdürülebilir, çevreye duyarlı ve aynı zamanda toplumsal zararı olmayan bir anlayışla su kaynaklarından enerji üretiliyor. Ama gelin görün ki bizim ülkemizde bu yöntemle, kontrolsüz bir şekilde ve asla ekosistem düşünülmeden, o su kaynaklarındaki canlılar dikkate alınmadan ve nihayet toplumsal duyarlılıktan uzak, sadece rant amaçlı bir anlayışla hidroelektrik santralleri yapılıyor.

Türkiye’de giderek artan HES projeleri, getirisinden çok doğa verdiği zararlar tartışılıyor… Hidroelektrik santrallerinin doğaya ve çevreye verdiği tahribat hakkında meclise araştırma önergesi veren İYİ Parti, HES lisans borsalarının kurulduğunu iddia etti. HES projelerinin doğru bir yatırım olduğunu ama çevreye verdiği kalıcı zararlardan dolayı varlığının tartışılması gerektiğini savunan Denizli Milletvekili Yasin Öztürk, ‘’Ne yazık ki HES projelerinin geldiği noktada inşaat ve işletme sürecinde meydana gelecek tahribatın boyutu, enerji üretimi faydasının üzerine çıkmış durumdadır. Nehir havzaları korunmamaktadır, aynı dere üzerinde çok sayıda ardışık HES tesisi kurulmuştur’’ dedi. Konu hakkında ayrıntılı bilgiler paylaşan Öztürk, şu açıklamalarda bulundu;

HES PROJELERİ

‘’Hidroelektrik santrallerinin doğaya ve çevreye verdiği tahribatın araştırılması üzerine olan araştırma önergesini İYİ Parti Grubu adına söz almış bulunmaktayım.

Ülkemizin en önemli sorunu dışa bağımlılık. Sağlıkta dışa bağımlıyız, sanayide dışa bağımlıyız, savunmada dışa bağımlıyız ve en önemlisi, enerjide dışa bağımlıyız. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı yenilenebilir enerji kaynaklarının payını artırmayı hedefliyor. Bu doğrultuda, Bakanlık tüm hidroelektrik potansiyelimizi harekete geçirme stratejisiyle hareket ediyor. Yenilenebilir enerji kaynaklarının payı tabii ki artırılmalıdır ancak tüm hidroelektrik potansiyelimizin harekete geçirilmesi doğru bir yaklaşım mıdır, insanın olduğu yerde bu tartışılır.

KAÇ TANE HES PROJESİ VAR?

Devlet Su İşlerinin 2020 yılı faaliyet raporlarına göre, işletmede olan hidroelektrik santrali adeti 714, inşaat hâlinde 37, inşaatına başlanmayan HES sayısı ise 493 adet; Elektrik Piyasası Kanunu çerçevesinde işletmede, inşaat hâlinde, planlamada, proje aşamasında olan özel sektörün işleteceği HES adeti toplamı ise 1.132’dir. Bu sayılara baktığımızda bu projelerin tamamının hayata geçirilmesi durumunda nehirlerin sağlığının, sunduğu hizmetlerin ve biyolojik çeşitliliğimizin ülke genelinde önemli ölçüde hasara uğraması kaçınılmaz olacaktır. Şu an ülkemizde firmaların HES projeleri için birbiriyle yarıştığı, akarsuların denetimsiz bir şekilde özel sektöre devredildiği, HES lisans borsalarının oluştuğu, ÇED raporlarının sorgulandığı karmaşık bir düzen hâkim olmaya başlamıştır.

DOĞANIN DENGESİ BOZULMAYA BAŞLADI

Ne yazık ki HES projelerinin geldiği noktada inşaat ve işletme sürecinde meydana gelecek tahribatın boyutu, enerji üretimi faydasının üzerine çıkmış durumdadır. Nehir havzaları korunmamaktadır, aynı dere üzerinde çok sayıda ardışık HES tesisi kurulmuştur. Gecekondulaşma benzeri plansız bir şekilde yapılaşan HES’ler yenilenebilir enerjinin kullanıldığı ama sürdürülebilir olmayan yatırımlara dönüşmüştür ve ne yazık ki bu plansızlık doğanın dengesini de bozmaya başlamıştır.

CAN SUYU KALMIYOR

HES’lerde üzerine inşa edilen dere içerisinde yaşayan canlılar için can suyu bırakılmaktadır ancak sular boruların ve tünellerin içinde hapsedildiğinde can suyu adı altında bırakılan su, ekolojik döngü için yeterli olmamaktadır. Ayrıca, Su Kullanım Hakkı Anlaşması çerçevesinde suyun yüzde 90’ı şirketlerin kullanımına tahsis edilmiştir. Can suyu adı altında doğaya bırakılan yüzde 10 su ise ekolojik ihtiyaç debisi belirlenmediği için mevcut doğayı, doğadaki mevcut dengeyi korumak adına yeterli olmayacaktır.

Bu buharlaşma da çevre yörelerdeki toprakların tuz oranını artırmakta, toprağın verimliliğini azaltmakta ve ayrıca su kıtlığı yaşanmasına sebebiyet vermektedir.

BİRÇOK BİTKİ TÜRÜNÜN YOK OLMASINI SAĞLIYOR

Enerjide dışa bağımlılıktan kurtulmak adına atılacak her doğru adımın arkasındayız ancak tabiatın kendisi de başlı başına bir yatırım, hem de en doğru yatırım. HES’ler yapıldığı bölgelerde birçok bitki ve suda yaşayan endemik türün yok olmasına sebebiyet vermektedir ama unutulan bir şey var: Endemik bitkilerin dünya pazarı 25 milyar dolar, ülkemiz de 3.090 endemik bitki türüne sahip ve birçok ülkede olmayan endemik türler. Biz 25 milyar dolarlık bu pastadan sadece 100 milyon dolarlık bir payla yetiniyoruz. Neden? Çünkü kendi zenginliğimizden faydalanmasını bilmiyoruz. Bir de üstüne üstlük, iktidar maden, inşaat, enerji yatırımlarında ÇED raporlarını rafa kaldırarak, ÇED uygulamasından vazgeçerek endemik türlerin yok olmasına seyirci kalıyor ve “Bu pazarda biz de varız.” deme fırsatını elinden kaçırıyor.

İnsan ve diğer tüm canlılar yaşam alanlarını suya göre belirler. Akarsular doğanın can damarlarıdır. Akarsular ve nehirler özgür akarken bütün doğaya can verirler. Su olmadan hayat olmaz; hayat bitince enerji boşa, beyhude kalır. Evet, su akar, Türk bakar demeyelim ama yapılan işin de suyunu çıkarmayalım, akarsulardan enerji için yararlanalım ama ekosistemin bütünlüğü, tarımsal üretimin devamı ve tabiatın da suyun doğal akışına ihtiyacı olduğunu unutmayalım der, saygılar sunarım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir