Alexa

Bütçeden en çok pay ayrılan ve ciddi yatırımlar yapılmasına rağmen bir türlü rayına oturmayan alanlardan biriside kuşkusuz eğitim camiasıdır. Cumhuriyet döneminin belki de en önemli atraksiyonları eğitimde gerçekleştirilmesine rağmen en çok tartışılan da yine eğitim ve Milli Eğitim Bakanlığı olmuştur. Bu tartışmaların en başında da her kabine değişikliğinde Milli Eğitim Bakanının eğitimci ve sahadan gelen bir bakan olmayışı buna bağlı olarak da bakanın eğitim camiasını anlayamamasından şikayet edilmesi geliyordu. Yeni başkanlık sisteminde Cumhurbaşkanımız sayın Recep Tayyip ERDOĞAN tarafından  herkesçe   doğru bir tercih olarak algılanan ve ümitleri bu anlamda yeşerten Prof.Dr Ziya SELÇUK Beyin Milli Eğitim Bakanı olarak atanması eğitim camiamızda bir heyecan yaratmıştır. Hele hele devrim niteliğinde sayılacak "Ben bakan değil, gören olacağım" sözü ile sayın Selçuk heyecanın da ötesinde adeta bir rüzgar estirmiştir.Öncelikle Milli Eğitim Bakanımıza  hayırlı olsun diyor yüksek beklentiler altında sürdüreceği birbirinden zor parkurlardan oluşan bu zorlu  görevinde muvaffakiyetler diliyorum. Allah yar ve yardımcısı olsun.

Gelelim asıl konumuza.

Sayın Cumhurbaşkanımızın geçtiğimiz günlerde kamuoyu ile paylaştığı yüz günde gerçekleştirilecek dörtyüz projenin hayata geçirilmesine yönelik eylem planında eğitim camiasını yakından ilgilendiren hususlardan biride "Profesyonel Eğitim Yöneticiliği" ne geçileceğinin duyurulmasıydı. Açıklamanın ardından kamuoyu bu başlığı ciddi bir düzlemde tartışmak yerine aidiyetler ve karşıtlık  üzerinden ironileştirmeyi seçti. Aslında birazda konunun bu düşük profilde tartışılmasının altında   detayların ve uygulama biçimi ile ilgili herhangi bir bilginin olmamasının yattığını düşünüyorum. Tartışma ise  tamamen mevcut eğitim yöneticilerinin üzerinden şekillendirilmeye çalışılmaktadır. Gerçekte Profesyonel yöneticilikten kasıt nedir ve hedef kitle gerçekten okul müdürleri ve müdür yardımcıları mıdır? Yoksa bu uygulamanın kapsamı genişletilerek   eğitimci olan şube müdürleri ilçe milli eğitim müdürleri ve il milli eğitim müdürleri de olacak mı? Şu anda bunlarla ilgili bir bilgiye sahip değiliz. Önümüzde ki günlerde mutlaka detaylarla ilgili açıklamalar yapılacaktır. Şimdi gelelim Profesyonel Eğitim Yöneticiliğine ...

Profesyonellik nedir?

Profesyonel, yapılan işin yapan kişiden işin doğasına ve standartlarına göre  beklenilen davranışları sergilemesidir. Hangi iş alanı olursa olsun bu yaklaşım istenmekte ve beklenmektedir. Bu tanımdan hareketle Profesyonel Eğitim Yöneticiliği de eğitim yönetiminin belirlenen ve öngörülen  standartlarda belirlenen çerçevede gerçekleştirlmesini sağlamak  anlamına gelmektedir.

Peki neden okullarda böyle bir uygulamaya ihtiyaç duyulmuştur? 

Şuanda eğitim yöneticiliği görevini yürüten okul müdürleri ve müdür yardımcılarının tamamı bu görevi ikinci görev olarak yapmakta olup, yönetmelikte asıl görevleri öğretmen olarak tanımlanmaktadır. Bundan dolayıda eğitim yöneticiliği kendi iç dinamikleri içersinde bir kısır döngüye dönüşmektedir.Asıl görevi öğretmen olan yönetici görevini üstlenen yöneticiler ikincil görev olarak yöneticilik yapıyor olmalarından dolayı  kendilerini ne tam anlamıyla öğretmen nede tam anlamıyla yönetici hissedebilmektedirler. Bu ikilemde  devemi kuşmu oldukları belli olmayan, bir türlü statüleri tanımlanamayan yıllardır düşük profilde tanımsız kalan okul yöneticileri özlük hakları konusunda hep mağduriyet yaşamaktadırlar .Yöneticilik asıl görevleri olmadıklarından müdürlükten makam tazminatı alamazlar , çünkü ortada tanımlanmış bir makam yoktur. Öğretmenelere nöbet ücreti ödenir, müdür hergün nöbetin nihai tüm sorumluluklarını üstlenmesine rağmen  ücretine gelince sen yöneticisin denir ücret ödenmez. Bu ve buna benzer çok örnek sunulabilir. Yıllardır MEB bu sorunu çözmek yerine hep görmemeyi duymamayı tercih ederek sorunun dahada kangrenleşmesine sebep olmuştur. Şimdi kalkıp milli eğitimde ki kronik sorunların faturasını amatör diyerek okul müdürleri ve müdür yardımcılarına kesmek ve , Okul müdür ve müdür yardımcılarını Profesyonellerle takasa sokmak kanaatimce adil değildir.

Şimdi soralım,

Mevcut yöneticilerin objektif kriterlere ve liyakat ölçülerine göre hangi başarısızlıkları tespit edilmiştir?.
Mevcut okul yöneticileri hali hazırdaki hangi yetki,etki ve imkanları ile neyi yapamamışlardır yada yapamadıklarını Profesyoneller nasıl yapacaktır?

Yok Profesyonellerin yetki,etki ve imkanları arttırılacaksa eğer bunlar mevcut "amatör" yöneticilerden niye esirgenmiştir?

Bu faturanın şube ilçe ve il müdürlerine doğru bir yansıması olacak mıdır? Çünkü başarı ve başarısızlığın izdüşümü birazda üst yöneticilerlede alakalıdır.Eğer sadece okul yöneticileri Profesyonel olacak üstler amatör kalacaksa hiyerarjik çatışmadan kurumlar zarar görmeyecek midir?

Bu soruların mutlaka cevaplanması zorunludur. Resmin bütününde teorik olarak kulağa hoş gelen ama pratikte bir karşılığı olmayacağı gibi hiyerarjik çatışma alanları oluşturacak ve daha ciddi sorunlara yol açması muhtemel olan bu uygulamanın sağlamasının iyi yapılması ve pilot uygulamalarının gerçekleştirilmesi ve sahadaki sonuçlarının görülmesi gerekir. Haklı olarak tedirgin olan yıllarca eğitim yöneticiliğini ikincil görev olarak üstlenmiş ve sorumluluk almış buna bağlı olarak da evini çoluk çocuklarını ve kendini ihmal etmiş bu insanların selpak mendili gibi bir kenara bırakılacaklarını düşünmeleri elbetteki onları huzursuz etmektedir. Çünkü onlar yöneticilik dilimini öğretmenlik diliminden daha fazla öne çıkardılar. Çünkü içinde bulundukları şartlar onları buna mecbur kıldı. Ama onları öne çıkaran, yeri geldiğinde sınıf boyayan yeri geldiğinde gecesini gündüzüne katan,mesai kavramını bir kenara bırakarak okulun işleri bitmeden sorunlarını çözmeden evine gitmeyen   çözemediğinde ise stresini yaşayan bu insanlar,yerine önerilen Profesyonel değil adanmışlıkla mayalanmış o beğenmediğimiz amatör ruhtur.Bu ruh kaybedildiği an kaybettiğimiz andır. 

Zaten görevlendirme ile okullarının başında bulunan müdür ve müdür yardımcılarınıa performans anlamında müdahale edebilme imkanı mevcut iken başarısız okul müdürlerini objektif kriterlere bağlı olarak görevden el çektirme kolaylığı varken yeni modellemelerle ki eğitimde çokta karşılığı olacağını düşünmediğimiz yeni denemelere bence girilmemelidir. Yapılacak iş aslında basittir. Mevcut okul yöneticilerinin üstlendikleri yönetim görevinin ikinci görev olmaktan çıkarılıp yasal mevzuatla idari hizmetler kadrosuna alınmaları ve özlük haklarının bu mihvalde düzenlenmesi müdürün müdür yardımcılarını seçebilmesi ve herhangi bir başarızılıkta beraber görevden alınmalarıdır.  Onun için bence bu detay göz ardı edilmemelidir. Tabiki bunu söylerken bu görevi yerine getiren her yönetici bu işi başarabiliyor anlamına gelmez. Tıpkı her Profesyonel bu işi başarabilecek düşüncesinde ki yanlış algı gibi.

Ayrıca unutmamak gerekir ki eğitim camiasının bir türlü yerine oturtamadığı ve MEB en çok yoran ve meşgul eden  hususlardan biride eğitim yöneticiliğidir. Bu anlamda bu soruna ciddi bir neşter vuruluyor olması sevindiricidir.Yalnız bu konunun etraflıca ele alınması paydaşları ile iyi tartışılması gerekir.Daha farklı sorunları önümüze getirecek kararlardan kaçınmamız lazımdır.Eğitim ve okullar kesinlikle bir holding gibi düşünülemez.Kar zarar ilişkisi eğitiminde geçerli bir ahçe değildir.Bir CEO mantığıyla bir işletmeyi rantabl hale getirebilirsiniz ama eğitimi yönetecek olan kişilerin mutlaka eğitim pedagojisi almış olması gerekir.

Yazımızın başında belirttiğim üzere eğitim camiasının yıllardır eğitimci ve alandan gelen bir  Milli Eğitim Bakanlığı özlemi Sayın Prof.Dr Ziya SELÇUK beyin bakan olarak atanması ile her kesimden teveccüh görmüştür. Hal böyle iken salt manada okulların yöneticilerini eğitimden gelen alan hakimiyeti olan eğitimcilere değilde işletme ve iktisatcılara bıraktığımızda büyük bir çelişkiye imza atılmış olup daha farklı sorunlara zemin hazırlamış oluruz. Oysa mevcut okul yöneticilerinin statülerini değiştirip gerekliyse ki mutlaka gereklidir, eğitim alanında yöneticilik formasyonları ile kendilerini geliştirmeleri sağlanabilir. Tabi kastedilen Profesyonellikte arzu edilen nedir nasıl bir çalışma beklenmektedir onu bilmediğimizden ileri ki  günlerde ki açıklamaları beklemek zorundayız. Çünkü yüz günlük kısa bir sürede içersinde bu işin nasıl şekilleneceğini hep beraber göreceğiz. Eğer yeni geçtiğimiz yönetim modeline ayak uydurma ise muradımız mevcut okul yöneticilerinin statülerindeki prangaları çözmemiz gerekiyor.Eğer muradımız okulların tadilatı tamiratı ve fiziksel donanımları ise ve bunu Profesyoneller kendi yarattıkları kaynaklarla çözeceklerse bu alana dönük bir poziyon açılabilir ama eğitim, eğitimcilerin dışındakilere bırakılmayacak kadar ehemmiyet arzetmektedir. Yok eğer bütün bunlar için devlet kaynak verecekse o zaman Profesyonellere ne gerek var.Mevcut yönetcilerde bunu zaten yapmaktadırlar.Sadece istekleri kendilerinin görev tanımlarının net yapılması yönetici ise yönetim kimliğinin öğretmen ise öğretmen kimliği ve alanın belirlenmesidir.

Okullarımızı asıl bekleyen tehlike amatör ruhun kaybolmasıdır.Aidiyet ve idealistliğin buharlaşmasıdır.Bir fabrikada ayakkabıyı yanlış üreten ve tasarımını yanlış kodlayan bir ustabaşının işine son verebilirisniz. Yada bilanço ve hedeflerini tutturamayan işletmeyi zarara uğratan ceo istifa eder  yanlış ve defolu üretilen ayakkabıları ya çöpe atar yada çok ucuza elden çıkararak kurtulabilirsiniz.Ama okullarda ki öğrenciler hatalı yetiştirilirse ve onlar bir eşya gibi görülürse ki ceo mantığıyla yüksek bir olasılıktır o öğrenciler defolu olarak toplumun her kesiminde sorun olarak karşımıza çıkacaktır ve insan israfı had safhaya ulaşılacaktır.

Bizim insan israfı lüksümüz yoktur. Bence bakış açısının değiştiririlmesi asıl sorunun tespit edilip teşhisi ona göre konulması lazımdır..Yüzüğü yanlış yerde değil düşürdüğümüz yerde aramamız icab eder. Aslında kendi medeniyet kodlarımızda bu fazlasıyla mevcuttur. Yeni Milli Eğitim Bakanımız Sayın Ziya SELÇUK Beyin göreve başladığı günlerde bence devrim niteliğinde olan  "Bakan değil ,gören olacağım" sözüne uygun bu soruna ve çözümüne dönelik görmek için bakacağına ve paydaşlar ile sağlıklı bir yol bulacağına yürekten inanıyorum.

Yaşamın soluk desenleri arasından kurtulup hep beraber geleceğe umutla yürüyecek heyecanı kaybetmemek temennisi ile kalın sağlıcakla.
                                                                             

Eğitimci Yazar Musa KARTAL ( @musakartal41)                                                                     

KAMUPERSONELİ.NET - ÖZEL 

NOT: BU HABERİN/MAKALENİN İZİNSİZ, AKTİF LİNK VERİLMEDEN, BİR BÖLÜMÜNÜN ALINMASI VEYA TAMAMININ KOPYANIP KULLANILMASI DURUMUNDA HUKUKİ SÜREÇ BAŞLATILACAKTIR...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.