21 Aralık 2019 Cumartesi 01:57
Asgari ücret zam teklifini Destici açıkladı : Yüzde 22,5!

Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı ve Ankara Milletvekili Mustafa Destici asgari ücret ile çalışanları yakından ilgilendiren açıklamalarda bulundu.

Asgari ücret ile çalışan milyonlarca kişi merakla asgari ücret zammı ne kadar olacağını araştırmaya başladı.

ASGARİ ÜCRET ZAMMI TEKLİFİNİ DESTİCİ AÇIKLADI

Milyonlarca kişiye ulaşan asgari ücret ile çalışanların yakından takip ettiği asgari ücret tespit komisyonu toplantısı sonucunda asgari ücret zammı açıklanmadan önce BBP Lideri Destici açıkladı.

TBMM Bütçe komisyonunda BBP Lİderi Destici yaptığı açıklamada, "Bütçe görüşmelerinin son günündeyiz. Öncelikle, bugün tamamlanacak olan görüşmelerin; ülkemiz, milletimiz, devletimiz için hayırlara vesile olmasını yüce Rabb’imden niyaz ediyorum. Sözlerimin başında, şehitlerimizi bir kere daha rahmetle anıyorum, gazilerimize acil şifalar niyaz ediyorum ve şu anda hem ülke içinde hem ülke dışında terörle mücadele eden güvenlik güçlerimizin, kahramanlarımızın Rabb’im yâr ve yardımcısı olsun diyorum." ifadelerini kullandı.

Ayrıca Destici şu açıklamalarda bulundu:

Biraz önce Grup Başkan Vekilleri arasında da tartışma konusu oldu, ben de oradan başlamak istiyorum. Yeni sistemle birlikte bazı grupların özellikle Grup Başkan Vekilleri, Meclisin önemini yitirdiği, milletvekillerinin etkisiz bir hâle geldiği noktasını ısrarla vurguluyorlar. Ben, burada, Grup Başkan Vekillerinin buna katkısından bahsedeceğim. Burada on iki gündür, her gün aşağı yukarı on iki saat -en az on iki saat; on beş, on altı saate varan süreler oldu- konuşuldu. Bunların yaklaşık -yani 5 grup 1 Hükûmet- dört yüz yirmi dakikası bu şekilde konuşuldu ama görüşmeler yedi yüz dakikanın üzerinde sürdü. Geriye kalan -yaklaşık- bazı günler iki yüz dakikasını, bazı günler üç yüz dakikasını Grup Başkan Vekillerimiz konuştu; hem de neredeyse her gün aynı konular konuşuluyor ve bunun da Meclis Danışma Kurulunun bir kararı olduğu söyleniyor. Meclis İçtüzüğü’nün 60’ıncı maddesi yerinden söz isteyen milletvekillerine söz vermeyi gerekli kılıyor. Bu işletilmiyor, milletvekillerine söz verilmiyor ama Grup Başkan Vekili kalkıyor, istediği kadar konuşuyor, Meclis Başkan Vekillerimiz de “Açınız.” diyor, devam ediyor.

Şimdi, milletvekillerini çoğunlukla ve yoğunlukla burada görmek istiyorsak milletvekillerini konuya dâhil edeceğiz, milletvekillerine söz vereceğiz, milletvekilleri görüş ve fikirlerini dile getirecekler. Bunu, ben, burada bir gruba bağlı olmadığım için çok rahatlıkla beyan edebiliyorum. Biliyorum ki arkadaşlarımızın pek çoğu bu görüşte ama maalesef bunu dile getiremiyorlar. Ben bu hususta hem Grup Başkan Vekillerimizin hem de Meclisi yöneten Meclis Başkan Vekillerimizin daha duyarlı olmasını arzu ediyorum.

Tabii, buradan sistem tartışmalarına girdiğimizde bir kere şunu görmek lazım arkadaşlar: Evet, sistemler önemlidir ama daha önemlisi zihniyettir, daha önemlisi insandır. Bakın, İngiltere de parlamenter sistemle yönetiliyor, Etiyopya da parlamenter sistemle yönetiliyor; ikisi de aynı düzeyde demokratik diyebilir miyiz? Ya da ABD de başkanlık sistemiyle yönetiliyor, Kongo da başkanlık sistemiyle yönetiliyor; ikisi de demokratik diyebilir miyiz? Diyemeyiz.

Biz de 2017’ye kadar parlamenter sistemle yönetildik, bunun 1950’ye kadar olanı demokratik olmayan parlamenter sistem, 1950’den sonra da yarı demokratik parlamenter sistemle yönetildik. Önemli olan zihniyettir ve bize göre bu yeni sistemin en büyük avantajı ve ülke için faydası da yasama ve yürütmenin net olarak birbirinden ayrılmış olmasıdır. Ama maalesef Meclisimiz, eski alışkanlığı olduğu için, Meclisin yasa yapma yerine, yürütmenin işlevini yapmasını arzu eder hâldedir. Biz bu sistemin en büyük avantajlarından birinin bu olduğuna inanıyoruz, bir kere daha dile getiriyoruz. Eksiklikleri, noksanlıkları yok mudur? Elbette ki vardır. Bunların bir kısmı uyum yasalarıyla, bir diğer kısmı da yeni yapılacak kanuni düzenlemelerle ya da Anayasa değişiklikleriyle giderilebilir ama bizim önümüze bakma gibi bir yükümlülüğümüz vardır.

Tabii, burada, yine bu bütçe görüşmelerinde dile getirilen, en önemli tartışma konularından biri -maalesef üzülerek ifade ediyorum- 15 Temmuz darbe gecesi yaşananlar üzerinden gruplarımız birbirini -bana göre- haksız bir şekilde itham etmektedir. 15 Temmuzda hain FETÖ darbe girişimine karşı ve onun arkasındaki güçlere karşı, bu Meclis kahramanca durdu. Başta Cumhurbaşkanımızın dirayeti, devleti yönetenlerin ferasetiyle kurumlarımız ama belki de en önemlisi bütün siyasi partilerimiz net ve ortak bir duruş sergilediler. Dolayısıyla ben, o gün gösterilen duruşun bugün bir kavga ya da ayrışma sebebi olmasını doğru bulmuyorum. Burada grupların birbirine haksızlık yapmamasını ve birbirini alkışlamasını istirham ediyorum. Çünkü darbe gecesi biz hep birlikte bu darbeye karşı durduk. İstenen neydi? Sokakta milleti karşı karşıya getirmek ama hiçbir siyasi partimiz buna müsaade etmedi. Onun için, biz bunun kıymetini bilelim ve bu konuda gruplarımızın birbirine haksızlık yapmamasını istirham ediyorum.

Tabii, burada, yüreğimizi yakan bir husus kadına yönelik şiddet, küçük yaşta çocuklarımızın kaçırılıp tecavüz edilip öldürülmesi; bunları bir kere daha şiddetle lanetliyorum. Elbette ki önleyici tedbirleri Adalet Bakanlığımız son günlerde tekrar açıkladı ama biz cezai müeyyidelerin artırılmasından yanayız ve özellikle de iki suç için: Bir, kadınlarımızı haksız ve hukuksuz bir şekilde, hunharca, isteyerek, bilerek öldüren ya da küçük yaşta çocuklarımızı kaçırıp tecavüz ettikten sonra öldüren sapık caniler için ve bir de bizzat bombayı patlatarak ya da kurşunu sıkarak askerimizi, sivilimizi, polisimizi şehit eden teröristler için idam cezasının geri getirilmesini arzu ediyoruz. Burada deniyor ki: “Bunun geri dönüşü yok.” ama son, Ordu’da da gördük, her şey açıkta, geri dönüşe gerek yok çünkü adam “Ben yaptım. Çıkarsam tekrar yapacağım.” diyor. Tabii, bütçemizin kronikleşmiş problemleri var, bugünden ve dünden gelen problemlerimiz var. Bunlardan birincisi faiz, bizim bundan kurtulmamız gerekiyor. Bu anlamda da kurtulmanın yolu “Faize karşıyız.” demekle olmuyor; üretimi desteklememiz gerekiyor, tarımı desteklememiz gerekiyor, çiftçiyi desteklememiz gerekiyor, sanayiciyi desteklememiz gerekiyor. Desteklerin yetersiz olduğunun ve daha da artırılması gerektiğinin altını da kalın harflerle çiziyorum.

BÜTÇENİN OLUMLU YÖNLERİ VAR

Tabii, bütçenin olumlu yönleri de vardır; bunlardan biri, cari açığın azalması. İhracatın artmasıyla ve ithalatın gerilemesiyle, özellikle turizm gelirlerimizdeki artışla da cari açık oldukça azalmıştır. Ama cari açığı azaltmanın bir başka yolu da çok net şudur: Bizim Çin’le olan -en son 2018’i söylüyorum- dış ticaretimizin yekûnu 23 milyar doların üzerindedir; bunun 2,91 milyar doları ihracat, 20,71 milyar doları da ithalattır. Yani eksi 17 milyar 800 milyon dolar. Biz bunu çizdiğimiz zaman cari açığımızın yarısı gidiyor. Bunu niye söylüyorum? Çünkü biz Çin’den ne alıyoruz? Oyuncak alıyoruz, otomatik bilgi işlem makineleri alıyoruz, hücresel ve diğer kablosuz ağlar için telefonlar alıyoruz ağırlıklı olarak. Bunları başka yerlerden de alabiliriz. Çin, Doğu Türkistan’daki Uygur Türklerine zulüm etmeye, onların onlarcasını her gün öldürmeye, yüzlercesini ağır işkencelere tabi tutmaya, yüz binlercesini yerinden, yuvasından koparmaya ve en önemlisi, dinlerini, inançlarını, kültürlerini, Müslümanlıklarını ve Türklüklerini yaşamalarına müsaade etmediği sürece biz bunu yapmalıyız. Eğer bizimle dost olmak istiyorsa bunun yolunun Doğu Türkistan’dan geçmiş olacağını bilmelidir diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlar, kıymetli milletim; tabii, bir önemli olumlu gelişme de savunma sanayimizdeki ilerlemenin ve dışa bağımlılığın giderek azalması ve yerli üretimin yüzde 70’ler seviyesine çıkmış olmasıdır. Bu da gurur vericidir. Tabii, burada da en çok gündeme getirilen konulardan bir tanesi Sakarya’daki Tank Palet Fabrikasıyla ilgilidir. İhale yapılmış mıdır, nasıl yapılmıştır, kime verilmiştir; bunları bir kenara bırakıyorum ama Katar’dan “yabancı sermaye” diye bahsedilmesini, “Katar’a peşkeş çekildi” denmesini ben doğru bulmuyorum çünkü bizim dostlara ihtiyacımız var. Biz, Azerbaycan’la her şeyimizi ortak yapabiliriz, Pakistan’la her şeyimizi ortak yapabiliriz. Libya’yla bir münhasır sınır güvenliği mutabakatı imzaladık, çok doğru. Hepimiz alkışladık, bu Meclis de alkışladı. Ama şimdi, Libya’yla güvenlik ve askerî iş birliği yapmaya kalkıyoruz, bazı gruplar bunu onaylamıyor.

Arkadaşlar, biz bunu yapmak zorundayız, biz, eğer kendi güvenliğimizi sağlamak istiyorsak bunu yapmak zorundayız. Bakın, biz ne zaman büyüme ve gelişme adına güçlü adamlar attıysak karşımıza ABD Senatosunda sözde Ermeni soykırımı, ekonomik yaptırımlar, Avrupa Birliğinde farklı yaptırımlar ortaya çıktı. Dolayısıyla biz bunu görmeliyiz ve bu anlamda, birlik olmaktan ve birlikte hareket etmekten de başka çaremiz yok çünkü biz Türkiye olarak enerjide dışa bağımlıyız. Kullandığımız petrolün yüzde 90’ını, doğal gazın yüzde 99’unu ithal ediyoruz. Son günlerde, Libya’nın uluslararası toplum tarafından tanınan Ulusal Mutabakat Hükûmetiyle imzaladığımız güvenlik ve askerî iş birliği mutabakat muhtırası ve deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin mutabakatı bir defa daha takdir ettiğimizi ve inşallah, önümüzdeki günlerde gelecek olan Libya’yla güvenlik ve askerî iş birliği anlaşmasını da desteklediğimizi buradan ifade etmek istiyorum.

Arkadaşlar, bakın, biz savunma sanayisinde ilerlemek zorundayız, kimin ürettiği ikinci plandadır, önemli olan, biz üretmek zorundayız. Bakın, rahmetli Özal Türkiye’deki güçlü bir gruba bu alana girmesini söylemiştir, FNSS. Bugün onların yüzde 49’u İngiliz BAE şirketinindir. Bizim TEI’nın bir kısmı İngiliz General Electric’indir. Dolayısıyla da bunlara ses çıkarılmayıp sadece Katar üzerinden yüklenilmesini ben şahsen doğru bulmuyorum. Bunu söylerken şunu ifade ediyorum: Elbette ki birinci önceliğimiz kendi imkânlarımızdır ama biz dostlarımızı da kollamak, gözetmek, onlarla da işbirliği yapmak zorundayız ve Türkiye dostlarını çoğaltmak zorundadır. Nasıl bir Amerika bir Rusya gidip başka ülkelere üs kuruyor, oralarda ortak projeler yürütüyorsa biz de bunları sağlamalıyız.

ASGARİ ÜCRET ZAMMI NE KADAR OLACAK?

Destici asgari ücret ile ilgili Genel Kurulda yaptığı açıklamada ise,  "Bizim gelir kaynaklarımızın yüzde 80’inden fazlası vergilerden toplanıyor. Daha önce de ifade ettim, OECD ülkeleri ortalaması yüzde 70 doğrudan vergilerden oluşurken biz de bu oran maalesef, sadece yüzde 33, yüzde 67’si dolaylı vergilerden toplanıyor. Bu da ne demektir? Bu da zengin ile fakirin, asgari ücretli ile vergi rekortmeninin aynı vergiyi ödemesi demektir. Bu adaletsizliğin ortadan kaldırılması lazım ve çok kazanandan çok, az kazanandan az vergi sisteminin Türkiye’ye mutlaka yerleştirilmesi gerekir. Tabii, istihdam, işsizlik en önemli problemlerimizden. Tabii, 0,5 büyüyen ekonomimizin işsizliğe çare olmayacağını biliyoruz çünkü nüfusumuz yüzde 1’in üzerinde artıyor. Nüfusunuz yüzde 1’in üzerinde artıyorsa, büyümeniz bunun altındaysa biliniz ki işsizlik artacaktır ama inşallah, 2020’de hedef yüzde 5 büyümedir, bu başarıldığı zaman elbette ki işsizliğin azaltılması noktasına da bir katkı sağlayacaktır." ifadelerini kullandı.

Ayrıca destici asgari ücret zammı teklifi hakkında şunları söyledi:

Tabii, burada bir başka kronikleşmiş problemimiz gelirin adil dağıtılmasıyla ilgilidir. Bütçemiz bir önceki yıla göre yüzde 22,5 artmıştır. O hâlde bütün kesimlerin bundan aynı oranda pay alması gerekir ama baktığımızda bu böyle midir? Böyle değildir; en azından asgari ücrete en az bu oranda zam yapılmalıdır, artış yapılmalıdır ki asgari ücret bu ülkede çalışan itibarıyla 6-7 milyon ama ailesiyle birlikte 20 milyonun üzerinde bir nüfusa tekabül etmektedir.

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.