İş Bankası Genel Müdürü Adnan Bali, ekonomik aktivitede kademeli toparlanma beklediğini açıkladı

Türkiye İş Bankası Genel Müdürü Adnan Bali, "Yurt içinde uygulanması beklenen sıkı para ve maliye politikası paralelinde, 2019 yılının ilk yarısında gözlenebilecek zayıf seyrin ardından yılın ikinci yarısında ekonomik aktivitede kademeli toparlanma olmasını bekliyoruz." dedi.

EKONOMİ 25.12.2018, 10:20 25.12.2018, 11:56
İş Bankası Genel Müdürü Adnan Bali, ekonomik aktivitede kademeli toparlanma beklediğini açıkladı

Adnan Bali, bankacılık sektörü ve Türkiye ekonomisine ilişkin AA  muhabirine yaptığı değerlendirmede, 2019 yılında gelişmiş ülke merkez  bankalarının politikaları ve küresel likidite koşullarının Türkiye ile diğer  gelişmekte olan ülkeler açısından önem taşımaya devam edeceğini söyledi.

Merkez bankalarının atacakları adımların büyük ölçüde öngörüler  çerçevesinde gerçekleşeceği varsayımı altında, 2019'da gelişmekte olan ülkelerden  önemli tutarda sermaye çıkışı yaşanmasının beklenmediğini belirten Bali, ABD ve  Çin arasındaki ticaret savaşına ilişkin gelişmeler ile jeopolitik risklerin de  küresel risk algısı açısından belirleyici olmayı sürdüreceğini dile getirdi.

Bali, yurt içinde ise uygulanması beklenen sıkı para ve maliye  politikası paralelinde, 2019 yılının ilk yarısında gözlenebilecek zayıf seyrin  ardından yılın ikinci yarısında ekonomik aktivitede kademeli toparlanma olmasını  beklediklerini kaydetti.

2019 yılında ithalatın zayıf seyredeceğini; döviz kurlarının sağladığı  rekabet avantajı veAvrupa ekonomilerindeki büyümenin ihracatı desteklemesiyle  net ihracatın büyümeye katkısının artacağını öngördüklerini belirten Bali, "Cari  açıktaki daralma eğiliminin de ihracatın ve turizm gelirlerinin performansına  bağlı olarak devam etmesini bekliyoruz. Eylül ayında açıklanan Yeni Ekonomi  Programı'nda (YEP), enflasyon ile mücadeleye destek vermek üzere kamunun tasarruf  artırıcı önlem uygulayacağı açıklandı. Söz konusu politikaların uygulanmasındaki  kararlılık ve baz etkisinin de yardımıyla 2019 yılının ikinci yarısından itibaren  enflasyonda bir düşüş olacağını öngörüyoruz." değerlendirmesinde bulundu.

"Türkiye’nin, karşı karşıya kaldığı riskleri bertaraf ederek  ayrışabilecek gücü bulunuyor"

Adnan Bali, jeopolitik gerginlikler, yaptırımlar ve ekonomik  sıkıntıların makroekonomik göstergeler açısından ülkedeki tabloyu biraz daha  karmaşık hale getirdiğini belirterek, "Geçmişte kamu kesimi ve finans sektörünün  kendisinin bir sorun olduğu dönemleri hatırlayacak olursak, bugünün öncekilerden  en temel farkı bankacılık sistemi ve kamu kesiminin görece kuvvetli olması. Bu,  şu anda içinden geçtiğimiz süreci yönetme bakımından bize bazı imkanlar ve  opsiyonlar da sunuyor." ifadelerini kullandı.

Türkiye’nin, aslında karşı karşıya kaldığı riskleri bertaraf ederek  ayrışabilecek gücünün bulunduğuna dikkati çeken Bali, küresel ve yerel çapta  birbirinin içine geçmiş sıkıntıların çözümünde her kesimin gayret göstermesi  gerektiği vurguladı.

Bali, buradaki en önemli unsurun, ekonomideki güven ortamının  kuvvetlendirilmesi olduğuna inandığını söyledi.

Petrolü, doğal kaynakları olmayan ve kendi tasarrufları büyüme  ihtiyaçlarına yetmeyen bir ekonomi olarak en fazla güvene ihtiyacın olduğunu dile  getiren Bali, "Güven olmadan bolluk, bereket olmaz. Bolluğu esas yaratacak olan;  iş adamının geleceğe güvenle bakacağı, yatırım yapacağı, yeni fabrika açacağı,  istihdam yaratacağı; yabancı yatırımcının bu ülkeye müsterih olarak sermaye akışı  sağlayacağı, bunu geri almada bir kaygısının olmayacağı bir güven ortamıdır."  diye konuştu.

 "Yapısal reformlar hayata geçirilmeli"

Adnan Bali, Türkiye'de güveni yaratacak olanın da öncelikle yapısal  reformların hayata geçirilmesi, belirlenecek takvim çerçevesinde uygun eylemlerin  ortaya konması olduğunu söyledi.

Bu, iş dünyası ve üreticiler için öngörülebilirliği sağlamanın yanı  sıra yabancı yatırımcıların ülkeye yönelik algısını iyileştirmek bakımından da  kritik öneme sahip olduğunu vurgulayan Bali, şunları kaydetti:

"Dünya ezberleri bozan iktisadi, siyasi ve teknolojik değişimlere  sahne olurken, Türkiye'nin, öncelikle hukuk ve eğitim başta olmak üzere yapısal  reformları bir an önce gerçekleştirmesinin geleceğe daha başarılı, istikrarlı ve  sağlıklı bir şekilde yol alabilmesinin de önünü açacağına inanıyorum. Bunun yanı  sıra üretimde dışa bağımlılığın azaltması, yatırım ortamının iyileştirmesi,  ihracat pazarlarının genişletmesi bunu pekiştirecek unsurlar olacaktır. Hemen  hemen her alanda baş döndürücü hızda bir dijitalleşme trendine tanık olduğumuz bu  dönemde, uluslararası rekabet gücünün artırılması için teknolojik atılımlar  yapılması gerekliliği de göz ardı edilmemeli."

Bali, yapısal reformların hayata geçirilmesiyle; sağlıklı ve  sürdürülebilir büyüme için daha fazla katma değer yaratan, nitelikli üretim  yapan, Türkiye'yi bir üst lige taşıyacak yeni bir büyüme modeline daha rahat  geçilebileceğini söyledi.

Büyük alt yapı projeleri ile bölgesinde önemli bir merkez olma  özelliğine kavuşan, Orta Doğu ve Asya'ya yönelik para ve mal hareketinin  ortasında bulunan Türkiye'nin, böylece bu konumunun avantajını da daha iyi bir  şekilde kullanabileceğini ifade eden Bali, "Hem siyasi hem ekonomik krizleri  yönetme anlamında iyi bir tecrübesi bulunan bir ülke olarak şimdiye kadar her  zorluğu nasıl aştıysak, kamu özel fark etmeden, toplumun tüm kesimlerinin, tüm  ekonomik aktörlerinin gayreti ile var olan sıkıntıları aşacağımıza, üstesinden  geleceğimize, yeni bir hikaye yazabileceğimize inanıyorum."

 "Önümüzdeki yıl aktif kalitesinin ve karlılığın korunması,  bankacılık sektörü için öncelikli olacak"

 İş Bankası Genel Müdürü Bali, 2018 yılında Türkiye ekonomisinde  yaşanan gelişmelere paralel olarak, bankacılık sektörünün büyüme hızında  yavaşlama ve aktif kalitesi göstergelerinde geçmiş yıllara nazaran bir miktar  olumsuzluğun yanı sıra artan fonlama maliyetleri nedeniyle özellikle son çeyrekte  önemli oranda daralan net faiz marjlarının dikkati çektiğini söyledi.

Kredi talebinin, yılın ikinci ve üçüncü çeyreğinde artan faiz  oranlarıyla birlikte ekonomik aktivitede belirginleşen zayıflama, üçüncü çeyrekte  yüksek boyutlara ulaşan kurlardaki dalgalanma sonrası enflasyonda yaşanan hızlı  artış nedeniyle önemli ölçüde azaldığını ifade eden Bali, yılın son çeyreğinde  ise alınan ekonomik tedbirler ile uluslararası siyasi ve jeopolitik  belirsizliklerin azalışına bağlı olarak kurlardaki dalgalanmanın azaldığı ve faiz  oranlarında gerilemenin başladığı bir dengelenme dönemine girildiğini kaydetti.

Bali, gelecek yıl görece zorlu ekonomik konjonktürde aktif kalitesinin  ve karlılığın korunmasının, bankacılık sektörü için öncelikli olacağını  vurguladı.

 "İkinci yarıda bilançolar tekrar sağlıklı büyüme trendine girebilir"

Adnan Bali, özellikle 2019 yılının ikinci yarısında enflasyonda  beklenen nispi iyileşme sonrası faizlerde yaşanabilecek aşağı yönlü seyir  paralelinde kredi talebinde de kayda değer artış yaşanmasının olası olduğunu  söyledi.

Bu dönemde bankacılık sektöründe bilançoların sağlıklı büyümeyi  sürdüreceğini belirten Bali, "Sektörün ekonomik büyümeyi hangi ölçüde  destekleyebileceğinde karlılığı ve öz kaynaklarını karlılık yoluyla besleyebilme  imkanları belirleyici olacak. İkinci yarıda bilançolar tekrar sağlıklı büyüme  trendine girebilir." ifadelerini kullandı.

Bali, başlıca risklerin ise global risk algısının artması, yurt içinde  enflasyonun yüksek seyrini sürdürmesi ve büyümedeki toparlanmanın öngörülenden  daha uzun bir döneme yayılması olarak göründüğünü dile getirdi.

Sektör olarak, 2019 yılı boyunca dünya genelinde gelişmiş ülke para  politikalarını, dış ticarette korumacı politikaların sonuçlarını, Orta Doğu  kaynaklı riskleri ve İran'a yönelik yaptırımları takip edeceklerini söyleyen  Bali, bunların yanı sıra jeopolitik sorunlara dair gelişmeleri, küresel risk  algısında bozulma yaratabilecek ve varlık fiyatlarında dalga boyutunu  artırabilecek tüm bu unsurları yakından izleyeceklerini kaydetti.

"Sorunlu kredi oranları yönetilemeyecek seviyeler değil"

Adnan Bali, içinde bulunulan konjonktürün getirdiği zorluklara rağmen  ekim sonu itibarıyla sektördeki takipteki kredi oranı yüzde 3,5 civarında  olduğunu belirtti.

Bu oranın geçmişte çok daha zorlu süreçlerde daha yüksek seviyelerde  olduğunu anımsatan Bali, "Şu andaki oranlar yönetilemeyecek seviyeler değil.  Uluslararası kıyaslamalar açısından da baktığımızda, sorunlu kredilerdeki  oranımızın, hala birçok Avrupa ülkesine göre daha düşük olduğunu ve iyi bir  şekilde yönetmemize imkan verecek düzeyde olduğunu düşünüyorum." diyerek  sözlerini tamamladı.

Yorumlar (0)