26 Kasım 2019 Salı 00:45
Sertifikasız yerli tohum üretimi ve satışı yasak mı?

Mutlaka yerli tohum kullanmamız lazım diyen Bakan Pakdemirli, ''İthal tohum aldığınız zaman yanında hastalığı da bir şekilde size satıyorlar. Ayrıca ithal tohum aldığınızda şu veya bu şekilde katma değer yurt dışında kalıyor. İthal tohum yerine mutlaka yerli tohum kullanmamız lazım'' dedi..

Buğday Derneği’nden Mehmet Gürmen, sertifikasız yani ‘atalık’ ya da ‘köy popülasyonu’ olarak tanımlanan tohumların satışının tamamen yasaklandığını teyit ediyor ve bu tohumların satışının sadece Tarım Bakanlığı’na bağlı enstitülerce tescil ettirilip satışının mümkün kılındığını belirtiyor. Daha net bir ifadeyle: Sertifikasız tohumların satışı yasak, fakat sertifikasız tohumdan üretilen ürünün satışı serbest. 

Peki, bir tohum nasıl sertifikalı olabiliyor? 2006 yılında çıkan 5553 sayılı kanunun dördüncü maddesinde bitki çeşitlerinin tescili, üretim izni ve standart tohumluk çeşit kaydı ile genetik kaynakların kütüğe kaydedilmesi işlemlerinin bakanlık tarafından yapıldığı bilgisi yer alıyor. İlgili kanunun beşinci maddesinde “Bakanlık tarafından, bitkisel ve tarımsal özellikleri belirlenerek sadece kayıt altına alınan çeşitlere ait tohumların üretimine izin verilir.”, yedinci maddesinde ise “Yurtiçinde sadece kayıt altına alınmış çeşitlere ait tohumların ticaretine izin verilir” ifadeleri yer alıyor.

Buna göre, yerel bir tohumun, bakanlık tarafından kayıt altına alındığı sürece iç ticaretinde sakınca yok. Kafa karışıklığı yaratan noktalara değinmeden önce, kanundaki “tescil, durulmuşluk ve farklılık” tanımlarına bakmak gerekiyor:

Yerelde yetiştirilen tohumlar mutlaka farklı, durulmuş ve yeknesak olmak zorunda değil. Köy popülasyonunda yetişmiş bir tohum farklı genetik varyasyonlara sahip; yani, yukarıda belirtilen kıstaslara sahip değil. Yeknesak olmayan bu tip yerel tohumların ticaretinin, bakanlık tescili yapılamayacağı için yasak olduğu söylenebilir. 

Sonuç olarak 5553 sayılı kanun herhangi bir hapis cezasını veya yerel tohumların satışına getirilen bir yasağı öngörmüyor fakat çiftçilerin kendi ürettikleri yerel ürünlerden tohum ayrıştırarak başka çiftçilere satmasına yaptırımlar getiriyor. Buğday Derneği’nden Mehmet Gürmen, “Pratikte birkaç cezai işlem ve denetleme olduğunu basından öğrendiysek de şikayet olmadığı sürece belediye zabıtalarının pazarlarda bu tür tohumların satışına halen karışıp yaptırım uygulamadıklarını görüyoruz. Yani kanun var ama şimdilik göz yumuluyor” diyor.

Sertifikalı tohum, yerel tohum, ithal tohum derken Türk çiftçisinin son yıllarda artan geçim sıkıntılarının nedenlerini anlamaya çalışmak da tohum sektörünün çıkmazlarını anlamak için aydınlatıcı olabilir. 

Erciyes Üniversitesi Ziraat Fakültesi öğretim üyesi Dr. Aziz Şatana, çiftçilerin yaşadığı geçim sıkıntısındaki kırılma noktası olarak 2001 krizini işaret ediyor. 2001 krizinden önce Türkiye’deki tarım fiyatlarının “siyasilerin çiftçinin gönlünü kazanmak istemesi” amacıyla dünya fiyatlarının çok üzerinde belirlendiğini söylüyor: “Tütüne gerek olmadığı halde üretiyorduk, dış piyasada daha ucuz olduğu için de satamıyorduk, sonra yakıyorduk, hatırlayalım. O krizi atlatmak için IMF’e başvurulduğunda IMF’in Türkiye’ye yardım etmek için saydığı koşullardan biri tarım politikalarında revizyona gidilmesiydi. Böylece Şeker Kanunu ve Tütün Kanunu getirilerek bu ürünlerin üretimi kısıtlandı. Sonuç olarak artık Türkiye’de tarım fiyatları dünya fiyatlarına yakın belirleniyor. Bu da tabii geçmiş dönemdeki büyük kârları azaltmış durumda.” Aradan geçen yaklaşık 20 yıla rağmen çiftçilerin hâlâ geçim sıkıntısı çekmesi konusunda ise Şatana Türkiye’de orta ve uzun vadeli tarım politikaları planlamasının olmayışına işaret ediyor ve “Arz talep dengesi planlanmadığı için bazı yıllar bazı yıllar bazı ürünler ya çok üretiliyor ya az üretiliyor ve fiyatlar çok hızlı iniş çıkış gösterebiliyor” diyor.

Şatana, Tarım Bakanlığı makamındaki istikrarsızlığın da tarımdaki ekonomik sorunların çözülemeyişinde önemli bir detay olduğunu düşünüyor: “Şu an 45. Tarım Bakanı görev yapıyor. Bu da demek oluyor ki Türkiye’de iki yılda bir tarım bakanı değişmiş. Bir bakan gelip sektörün sorunlarını anlayıp paydaşlarla bir araya gelene kadar bir yıl geçiyor. Bir proje geliştiriyor, hayata geçiremeden bir başka bakan geliyor.” 

TÜRKİYE'NİN BUĞDAY ÇEŞİTLERİ HAZİNE DEĞERİNDEYDİ

Buğdayın ana vatanı olan Anadolu topraklarında 18 bin farklı tipte buğday olduğu saptanınca dünya şaşkına döndü. Türk bilim insanı Mirza Gökgöl’ün Türkiye’nin neredeyse her bölgesinden topladığı buğday örneklerini karakterize ederek 1930’larda yaptığı çalışmayla 256 yeni buğday varyetesi olduğu saptanmıştı. Gökgöl, Türkiye’deki çiftçilerin elinde bulunan buğday çeşitlerinin bitki ıslahçıları için bir hazine değerinde olduğunu belirterek zengin gen kaynağına dikkat çekmişti…

2017'DE BİR GÜNDE YARATILAN TAHRİBAT YILLARA BEDEL

Ancak bu benzersiz zenginliğin varlığının devam etmesi, onun korunmasına ve geleceğe aktarılmasına bağlıydı. 1950’lerden sonra adım adım Anadolu’yu işgal eden modernitenin dayattığı yaşama ve üretim biçimi, ağacından kuşuna, deresinden ormanına, yaylasından merasına her alanda geri dönüşümü mümkün olmayan biçimde tahrip etmeye başladı. Son 15-20 yılda iyice hızlanan tahribat, binlerce yıllık doğa ve insan etkisinin onlarca katına ulaşmış durumda. Bir başka deyişle 2017 Türkiye’sinin tek bir gününde insan eliyle coğrafya üzerinde yaratılan geri dönüşümsüz tahribat, 1800’lü yıllarda bir kaç yılda yaratılan tahribattan daha fazla…

TOHUMLARIMIZI ÖNCE YASAKLAYIP ARDINDAN ÖKSÜZ BIRAKTILAR

2006 yılında ataların emaneti olan tohumların satışını “standartlara uymuyor” diye yasakladılar. Adım adım yabancı tohum tekellerinin güdümündeki kısır (hibrit) tohumlar Anadolu toprağına yayıldı. Ege Ovalarında başlayan yerli tohum direnişi, Toroslara yayıldı. Çiftçiler, satışına yasak getirilen atalık tohumlarını birbiriyle takas ederek çoğaltmaya, kendi türlerini üretmeye devam etmeye çalıştı.

Ancak Tarım Bakanlığı yerel tohuma yasaklama getirmekle kalmadı, 2018 yılından itibaren yalnızca sertifikalı hibrit tohumla üretim yapan üreticilerin destekleneceğini açıkladı.

Tarımda adım adım oynanan büyük oyun, Anadolu toprağını ve binlerce yılda oluşan üretim kültürünü kırk yamalı bohçaya çevirmeyi amaçlıyor sanki.

Daha çok üretim ve daha çok kazanç bahanesiyle ürettikçe batan çiftçilerin kazancı, tohum, gübre ve tarım ilacı tekellerine aktarılırken bu büyük yangından geriye yalnızca zehirlenmiş topraklar, hastalanmış bir toplum ve en büyük dayanağı olan biyolojik zenginliği tükenmiş, şirketlerin ürettiği tohumlara muhtaç bir yığınlar topluluğu kalacak.

BAKANLIK YASAKLADIĞI YEREL TOHUM İÇİN ŞENLİK YAPTI

Bunca yakıcı tablonun ortasında, geçtiğimiz günlerde Tarım Bakanlığı eliyle İzmir Kemalpaşa’da ‘1. Yerel Tohum Buluşması' adıyla bir etkinlik gerçekleştirildi.

Ege’de başlayan yerel tohum direnişine karşı bir alternatif gibi algılanan bakanlığın bu etkinliğine Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın da katılması dikkat çekiciydi.

Burada konuşan Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik, Yerel Tohumlar Buluşmasının önümüzdeki yıllarda devam edeceğini belirterek "Türkiye'de ne kadar yerel tohumumuz varsa bunların tümünü alacağız, toplayacağız bunları kimliklendireceğiz ve ticarete konu olmasını sağlayacağız. Toplandı, TİGEM'in bünyesine aldık bunları, gözden geçirildi, kimliklendirildi, sonra da yerel tohum olarak talep eden vatandaşlara güven içerisinde verilecek. O güzel lezzette, tatta, kokudaki salatalıklar, domatesler, meyveler, sebzeler tekrar gün yüzüne gelecek" ifadelerini kullandı.

27 Ekim 2009'da yerli tohum üretiminin yasaklanması yönünde Tarım Bakanlığının yaptığı açıklama;

Tarım Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, "Ülkemiz biyolojik çeşitliğinin zarar görmemesi için tohum ve buna bağlı ürünlerin üretimi, 'Gıda ve Yem Amaçlı Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar ve Ürünlerinin İthalatı, İşlenmesi, İhracatı, Kontrol ve Denetimine Dair Yönetmelik'in dayandığı yasalar esas alınarak yasaklanmıştır' denildi.

Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Türkiye'nin biyolojik çeşitliliğinin zarar görmemesi için tohum ve buna bağlı Yerli Tohum üretiminin, 'Gıda ve Yem Amaçlı Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar ve Ürünlerinin İthalatı, İşlenmesi, İhracatı, Kontrol ve Denetimine Dair Yönetmelik'in dayandığı yasalar esas alınarak yasaklandığını hatırlattı.

Bakanlığın yaptığı bu açıklamaya dayanarak; şu anda neden hastalığı ile birlikte o ithal tohumları alıyoruz? sorusu ilk akla gelenlerden... Diğer akla gelen soru ise, Eğer zararlıysa neden alıyoruz? zararlı değilse neden tohum üretimini ithal etmek yerine biz kendimiz yerli üretim yapmıyoruz? 

TARIM BAKANI ÇELİK: ‘SERTİFİKASIZ TOHUMLARA DESTEK YOK!’

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik, o dönemlerde Antalya’da gerçekleştirilen “Milli Tarımda Tohumculuğun Rolü ve Geleceği” konulu çalıştayda yaptığı konuşmada, “2018 yılından itibaren tohumlar sertifikalı olacak, sertifikalı tohum kullanmayan çiftçilere destek yok” açıklamasında bulunmuştu.

DÜZENLEMEYLE İLGİLİ ZMO’DAN AÇIKLAMA GELDİ

Konuyla ilgili bir açıklama yapan Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) Genel Başkanı Özden Güngör, “Tarımda sertifikalı tohum, tarla ve laboratuvar kontrolleri neticesinde genetik, fiziksel ve biyolojik değerleri belirlenmiş, her türlü deneme ve incelemeleri yapılarak satışına izin verilmiş, çeşit saflığı sağlanmış ve adı belirli olan tohumdur. Özetle belgesi olan tohum anlamına gelmektedir. Sertifikalı tohum kullanımının çeşit saflığı, yüksek çimlenme kabiliyeti, bazı çeşitlerde verim artışı, toprak rutubetinden ve bitki besin elementlerinden yararlanma kabiliyetinin yüksek olması, ürün kaybının az olması, ekimi yapılan tohumların aynı dönemde çıkış ve gelişme göstermesi, bakım işlemlerinin ve hasadın kolaylığı gibi bazı avantajlarından söz etmek mümkündür” dedi.

750 MİLYON DOLARLIK TOHUM PAZARININ YÜZDE 70’İ YABANCILARA AİT

Tohumculuk pazarının büyüklüğünün 750 milyon dolara ulaştığına da değinen Güngör, 150 milyon dolarının sebze, 600 milyon dolarının ise tarla bitkileri tohumlarından oluşan tohum pazarı konusunda şu bilgileri verdi: “Ülkemizde kullanılan tohumların önemli bir kısmı yabancı kaynaklıdır. Örneğin Mısırda yüzde 95, Pamukta yüzde 80, Soyada yüzde 80, Sebzede yüzde 75, Patateste yüzde 95, Ayçiçeğinde yüzde 82, Buğdayda yüzde 5 oranlarında yabancı kaynaklı tohum kullanılmaktadır. Sonuç olarak tohumculuk pazarının yüzde 70’i yabancı firmalara aittir.”

‘TOHUM İHRACATIMIZ 103, İTHALATIMIZ 202 MİLYON DOLAR’

2006 yılında yayınlanan Tohumculuk Yasası’nın, Türkiye’deki tüm tohumculuk kuruluşlarının kamu kuruluşu niteliğindeki bir meslek kuruluşu çatısı altında bir araya gelmesini sağladığına değinen Güngör, şunları söyledi: “Tohum Sanayici ve Üreticileri Alt Birliği de (TSÜAB), 2008 yılında bu amaçla kurulmuştur. TSÜAB üyeleri sertifikalı tohumlukların çoğaltımı, işlenmesi, ambalajlanması, yurt içi ve yurt dışında pazarlanması ve yurt dışından yeni bitki çeşitleri ve tohumlukların tedariki konularında, bünyesinde bulunan 200’ün üzerinde şirket ile faaliyetlerine devam etmektedir. Piyasada denetim ve sertifika verme yetkisi Türk Tohumcular Birliği’ndedir. Birliğin içinde de birçok çokuluslu şirket yer almaktadır. Sertifikalı tohum kullanımından esas kârlı çıkacak olanlar da bu tohumların sertifikasını elinde tutan çokuluslu şirketlerdir. 2015 yılı sonu itibarıyla Türkiye’nin tohum ihracatı 103 milyon, ithalatı ise 202 milyon dolar olarak gerçekleşmiştir. İthalat rakamlarından da bu açıkça anlaşılmaktadır.

‘DESTEKLEMELERE RAĞMEN YÜZDE 10 ÜRETİMDEN KOPTU’

Tohumculuk politikasının belirlenmesinde, bugün üreticimizin bulunduğu zor koşulların göz önüne alınması zorunludur. Zira normal koşullarda, bugüne kadar, tarımsal desteklemeler olmasına rağmen yüzde 10 üreticimiz üretimden tamamen kopmuştur. Bu yaklaşımla, üretimden kopma oranın yıllar içinde daha da yükseleceği aşikârdır. Eğer bir düzenleme yapılacaksa Türkiye’de yerli çiftçinin yerli tohum üretimini teşvik eden düzenlemeler yapılmalıdır.”

‘TÜRKİYE’DE 5 MİLYON ÇİFTÇİ VAR, YÜZDE 80’İ KÜÇÜK ÜRETİCİ’

Türkiye’de yaklaşık 5 milyon çiftçi bulunduğunu, bunun yaklaşık 2-2,5 milyonunun ise Çiftçi Kayıt Sistemine kayıtlı olduğunu belirten ZMO Genel Başkanı Güngör, “Türkiye’de toplam tarım işletmesi içinde küçük işletmelerin oranı ise yüzde 80’dir. Küçük işletmelerin, küçük üreticilerin, sıklıkla girdi maliyetlerinin yüksekliğinden şikayetçi olduğu tüm tarım sektöründe bilinen bir gerçektir. Bu durum bilinmesine rağmen, yetersiz tarım desteği uygulamalarına ilaveten sadece sertifikalı tohumlara destek verileceğinin açıklanması Türk çiftçisini daha da zor koşullara terk etmek anlamını taşımaktadır” diye konuştu.

‘ADANA PATLICANI, AYAŞ DOMATESİ, URLA BÖRÜLCESİ YOK OLACAK’

Sadece sertifikalı tohumlara destek verilmesi durumunda küçük ölçekli tarım işletmelerinde kullanılan yerel çeşitlerin yok olacağının altını çizen Güngör, “Örneğin; Adana’nın yuvarlak patlıcanı, pembe domates, deli bezelye, Ayaş domatesi, Urla börülcesi ve benzeri yerel çeşitlerimiz ortadan kalkacaktır. Çünkü sertifika firmaları, bu çeşitleri verimli olmadıkları için sertifikalandırmaya gitmeyecekler, daha verimli kendi buldukları çeşitlere yöneleceklerdir. Böylece yerli çeşitlerimiz zaman içerisinde yok olacaktır” dedi.

YEREL TOHUMLARA CAN VEREN KADINLARDAN UYGULAMAYA TEPKİ 

Muğla’nın Fethiye ilçesinde 4 yıldır yerel tohumlarla ürün yetiştiren üreticileri destekleyen ve bu yönde etkinlikler düzenleyen Cumhuriyet Kadınları Derneği (CKD)Fethiye Şubesi de Tarım Bakanlığı’nın bu uygulamasına tepki gösterdi. CKD Fethiye Şubesi Üyesi ve yerel tohum gönüllüsü Ebru Oğuzhan Yeter, alınan kararla birlikte pazarlarda görülen küçük üreticilerin zor durumda kalacağını belirterek, “Getirilecek olan bu yasak, üreticiyi zor durumda bırakacak. Bahçesinde, bostanında yerel tohumlarla ürettiği ürünlerini pazara getirip satamayacak. Gençler tarımdan para kazanılamadığını gördükçe köyünden, toprağından uzaklaşmış. Ancak emektar kadınlar hala çıkınlarında sakladıkları atalık tohumlara gözleri gibi bakıyorlar. Yalnızca sertifikalı tohumlara verilecek olan destek, yerel tohumlar açısından geri dönüşü olmayan bir katliama neden olacağı gibi geleneklerimizi ve köy kültürümüzü de yok edecektir” görüşünü dile getirdi.

‘ÜRETİCİ DE TÜKETİCİ DE GELECEĞİNE SAHİP ÇIKMALI’

Yanlış tarım uygulamaları, kimyasal gübreler ve bilinçsizce yapılan zararlı ilaçlama yöntemleri yüzünden besin değeri azalmış olan tarım ürünlerinden alınması gereken vitamin ve minerallerin de hızla değerini yitirdiğine dikkat çeken Yeter, “Yerel tohumları korumak ve çoğaltmak için büyük emek harcayan dernek, kurum ve kişiler örgütlenmeli ve küçük üreticiler bu yolla desteklenmelidir. Devlet yerel tohum kullanan üreticiye destek vermeyecekse, bilinçli tüketiciler buna karşı çıkmalı, bu konuda çiftçiye destek olmalıdır. Çiftçiyi küresel şirketlere mecbur eden bu sistem, tohumun yanında ilaç ve gübresini de satacak, çeşitli hastalıkları da yanında katkı payı olarak verecektir. Durum bu kadar vahimdir. Ürünü tarlada çürüyen, borcunu ödeyemeyen, aracılardan şikâyet eden üreticiler bu uygulamaya karşı çıkmalıdır. Kendi tohumuyla üretim yapan, kendi doğal ilaç ve gübresini yapan üretici geleceğine sahip çıkmalıdır. Bizim görevimiz ise üreticilerin yanında olmak. Tarımın, ulusal ekonominin temeli olduğu gerçeğini unutmadan yerel tohumlarımızı yaşatmak her yurttaşın öncelikli ödevi olmalıdır” diye konuştu.

Son Güncelleme: 16.05.2020 12:45
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Rizeden ilknur 2019-07-24 22:22:49

Bu bir skandal. Bu bir yavaş katliam. Neden bir devlet ve minlet ( hibrit gdo lu ) tohumlarla kendini zehirliyor ..? Anlamak imkansız. Acilen ata tohumlar korunmalı ve coğaltılmalı. Devlet bu yanlıştan dönmeli. Hastalıklı bir nesil yetişiyor türkiyeyi böyle cökertecekler işte HASTALIKLI İTAL TOHUMLARLA,,,

Avatar
Fatmma yıldırım 2019-08-26 16:39:36

Allah bildiği gibi yapsın ,,eğer bizim tohumu muzu satmayıp dışardan getiriyor isek yazıklar olsun,İsrail tohumunu eğer bize erdoğan hükümeti getirdi ise 18 yıldır verdiğim emekler haram olsun..Sakarya pancar,mısır ambarı .sesimi duyup cevap verecek yetkili arıyorum ..varsa yürek arayın

Avatar
Ahmet Cemil ışık 2019-09-01 21:14:27

Yerli tohumculuk ve geleneksel tohumlar Türkiye’nin geleceği açısından hayati öneme sahip.Bugün pek dikkate alınmayan bu tohumlar gelecekte büyük tehditler oluşturabilecek genetiği değiştirilmiş ve kısırlaştırılmış tohumlar yanında imdada yetişebilecek.Bilemeyiz belki bu tür yerli tohumların ortadan kaldırılması gelecekte kısırlaştırılmış ve genetiği değiştirilmiş tohumların kullanılması nedeniyle insanlık ve belli dünya toplumları belkide bu tohumları üretenler tarafından bilerek felakete sürüklendirilecek.Savaşların dahi yapamadığı kitlesel katliamları belki de kısır tohumlar eliyle yapacaklar.İnsanlığı bu kısır tohumlarla imtihan edip kıtlığa sürükleyerek toplu ölümlere sebep olup dünyayı ellerinde tutacaklar.

Avatar
Bahtiyar ÇİLOĞULLARI- Ziraat Teknisyeni 2019-07-18 12:23:06

Müthiş bir değerlendirme ve yoru. Sizleri tebrik ediyorum.

Avatar
Fatmma yıldırım 2019-08-26 16:42:08

Allah bildiği gibi yapsın ,,eğer bizim tohumu muzu satmayıp dışardan getiriyor isek yazıklar olsun,İsrail tohumunu eğer bize erdoğan hükümeti getirdi ise 18 yıldır verdiğim emekler haram olsun..Sakarya pancar,mısır ambarı .sesimi duyup cevap verecek yetkili arıyorum ..varsa yürek arayın