Alexa
06 Aralık 2018 Perşembe 20:03
Yerli tohum üretimini kim neden yasakladı?
Kamu Personeli

Tarım Bakanı Bekir Pakdemirli katıldığı bir toplantıda, ithal tohumları hastalığı ile birlikte alıyoruz diyerek korkunç gerçeği itiraf etti. İthal tohumlarında ki gizli hastalıkları dile getiren Pakdemirli, yerli tohum üretiminin önemine dikkat çekti. 

Mutlaka yerli tohum kullanmamız lazım diyen Pakdemirli, ''İthal tohum aldığınız zaman yanında hastalığı da bir şekilde size satıyorlar. Ayrıca ithal tohum aldığınızda şu veya bu şekilde katma değer yurt dışında kalıyor. İthal tohum yerine mutlaka yerli tohum kullanmamız lazım'' dedi..

Peki yerli tohum üretimini kim neden yasakladı?

09.04.2017 tarihinde Tarım bakanlığının düzenlediği yerel tohum etkinliği, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan'ın da katılımıyla gerçekleşmişti. Etkinlikte; Tarım Bakanlığı, bütün yerel tohumların toplanacağını açıkladı. 2006'da yerel tohumların satışına yasak getiren, 2018'den itibaren ise yalnızca sertifikalı hibrit tohumların destekleneceğini açıklayan bakanlık neyi amaçlıyor?

TÜRKİYE'NİN BUĞDAY ÇEŞİTLERİ HAZİNE DEĞERİNDEYDİ

Buğdayın ana vatanı olan Anadolu topraklarında 18 bin farklı tipte buğday olduğu saptanınca dünya şaşkına döndü. Türk bilim insanı Mirza Gökgöl’ün Türkiye’nin neredeyse her bölgesinden topladığı buğday örneklerini karakterize ederek 1930’larda yaptığı çalışmayla 256 yeni buğday varyetesi olduğu saptanmıştı. Gökgöl, Türkiye’deki çiftçilerin elinde bulunan buğday çeşitlerinin bitki ıslahçıları için bir hazine değerinde olduğunu belirterek zengin gen kaynağına dikkat çekmişti…

2017'DE BİR GÜNDE YARATILAN TAHRİBAT YILLARA BEDEL

Ancak bu benzersiz zenginliğin varlığının devam etmesi, onun korunmasına ve geleceğe aktarılmasına bağlıydı. 1950’lerden sonra adım adım Anadolu’yu işgal eden modernitenin dayattığı yaşama ve üretim biçimi, ağacından kuşuna, deresinden ormanına, yaylasından merasına her alanda geri dönüşümü mümkün olmayan biçimde tahrip etmeye başladı. Son 15-20 yılda iyice hızlanan tahribat, binlerce yıllık doğa ve insan etkisinin onlarca katına ulaşmış durumda. Bir başka deyişle 2017 Türkiye’sinin tek bir gününde insan eliyle coğrafya üzerinde yaratılan geri dönüşümsüz tahribat, 1800’lü yıllarda bir kaç yılda yaratılan tahribattan daha fazla…

TOHUMLARIMIZI ÖNCE YASAKLAYIP ARDINDAN ÖKSÜZ BIRAKTILAR

2006 yılında ataların emaneti olan tohumların satışını “standartlara uymuyor” diye yasakladılar. Adım adım yabancı tohum tekellerinin güdümündeki kısır (hibrit) tohumlar Anadolu toprağına yayıldı. Ege Ovalarında başlayan yerli tohum direnişi, Toroslara yayıldı. Çiftçiler, satışına yasak getirilen atalık tohumlarını birbiriyle takas ederek çoğaltmaya, kendi türlerini üretmeye devam etmeye çalıştı.

Ancak Tarım Bakanlığı yerel tohuma yasaklama getirmekle kalmadı, 2018 yılından itibaren yalnızca sertifikalı hibrit tohumla üretim yapan üreticilerin destekleneceğini açıkladı.

Tarımda adım adım oynanan büyük oyun, Anadolu toprağını ve binlerce yılda oluşan üretim kültürünü kırk yamalı bohçaya çevirmeyi amaçlıyor sanki.

Daha çok üretim ve daha çok kazanç bahanesiyle ürettikçe batan çiftçilerin kazancı, tohum, gübre ve tarım ilacı tekellerine aktarılırken bu büyük yangından geriye yalnızca zehirlenmiş topraklar, hastalanmış bir toplum ve en büyük dayanağı olan biyolojik zenginliği tükenmiş, şirketlerin ürettiği tohumlara muhtaç bir yığınlar topluluğu kalacak.

BAKANLIK YASAKLADIĞI YEREL TOHUM İÇİN ŞENLİK YAPTI

Bunca yakıcı tablonun ortasında, geçtiğimiz günlerde Tarım Bakanlığı eliyle İzmir Kemalpaşa’da ‘1. Yerel Tohum Buluşması' adıyla bir etkinlik gerçekleştirildi.

Ege’de başlayan yerel tohum direnişine karşı bir alternatif gibi algılanan bakanlığın bu etkinliğine Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın da katılması dikkat çekiciydi.

BAKAN ÇELİK: 'BÜTÜN YEREL TOHUMLARI TOPLAYACAĞIZ'

Burada konuşan Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik, Yerel Tohumlar Buluşmasının önümüzdeki yıllarda devam edeceğini belirterek "Türkiye'de ne kadar yerel tohumumuz varsa bunların tümünü alacağız, toplayacağız bunları kimliklendireceğiz ve ticarete konu olmasını sağlayacağız. Toplandı, TİGEM'in bünyesine aldık bunları, gözden geçirildi, kimliklendirildi, sonra da yerel tohum olarak talep eden vatandaşlara güven içerisinde verilecek. O güzel lezzette, tatta, kokudaki salatalıklar, domatesler, meyveler, sebzeler tekrar gün yüzüne gelecek" ifadelerini kullandı.

27 Ekim 2009'da yerli tohum üretiminin yasaklanması yönünde Tarım Bakanlığının yaptığı açıklama;

Tarım Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, "Ülkemiz biyolojik çeşitliğinin zarar görmemesi için tohum ve buna bağlı ürünlerin üretimi, 'Gıda ve Yem Amaçlı Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar ve Ürünlerinin İthalatı, İşlenmesi, İhracatı, Kontrol ve Denetimine Dair Yönetmelik'in dayandığı yasalar esas alınarak yasaklanmıştır' denildi.

Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Türkiye'nin biyolojik çeşitliliğinin zarar görmemesi için tohum ve buna bağlı Yerli Tohum üretiminin, 'Gıda ve Yem Amaçlı Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar ve Ürünlerinin İthalatı, İşlenmesi, İhracatı, Kontrol ve Denetimine Dair Yönetmelik'in dayandığı yasalar esas alınarak yasaklandığını hatırlattı.

Bakanlığın yaptığı bu açıklamaya dayanarak; şu anda neden hastalığı ile birlikte o ithal tohumları alıyoruz? sorusu ilk akla gelenlerden... Diğer akla gelen soru ise, Eğer zararlıysa neden alıyoruz? zararlı değilse neden tohum üretimini ithal etmek yerine biz kendimiz yerli üretim yapmıyoruz? 

TARIM BAKANI ÇELİK: ‘SERTİFİKASIZ TOHUMLARA DESTEK YOK!’



Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik, geçtiğimiz günlerde Antalya’da gerçekleştirilen “Milli Tarımda Tohumculuğun Rolü ve Geleceği” konulu çalıştayda yaptığı konuşmada, “2018 yılından itibaren tohumlar sertifikalı olacak, sertifikalı tohum kullanmayan çiftçilere destek yok” açıklamasında bulunmuştu.

EFSANE LEZETLERİN KAYNAĞI YEREL FASULYE TÜRLERİ YOK OLACAK

2006 yılında ticari olarak satışına yasak getirilen yerel tohumlar için ölüm fermanı anlamına gelen Bakan Çelik’in bu açıklamasına yönelik tepkiler ise sürüyor. Köy popülasyonu adı verilen ve sertifikasyona uymayan pek çok sebze ve bakliyat tohumunun sonunu getirecek olan uygulamayla, Türk mutfağının efsaneleşen yerel lezzetleri de tehdit altına girecek. Zor koşullarda yetiştirilen İspir’in kuru fasulyesi ile Antalya’nın ünlü piyazına tat veren Çandır fasulyesinin yanı sıra Kastamonu Siyez buğdayı da tehdit altındaki türlerden.

DÜZENLEMEYLE İLGİLİ ZMO’DAN AÇIKLAMA GELDİ

Konuyla ilgili bir açıklama yapan Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) Genel Başkanı Özden Güngör, “Tarımda sertifikalı tohum, tarla ve laboratuvar kontrolleri neticesinde genetik, fiziksel ve biyolojik değerleri belirlenmiş, her türlü deneme ve incelemeleri yapılarak satışına izin verilmiş, çeşit saflığı sağlanmış ve adı belirli olan tohumdur. Özetle belgesi olan tohum anlamına gelmektedir. Sertifikalı tohum kullanımının çeşit saflığı, yüksek çimlenme kabiliyeti, bazı çeşitlerde verim artışı, toprak rutubetinden ve bitki besin elementlerinden yararlanma kabiliyetinin yüksek olması, ürün kaybının az olması, ekimi yapılan tohumların aynı dönemde çıkış ve gelişme göstermesi, bakım işlemlerinin ve hasadın kolaylığı gibi bazı avantajlarından söz etmek mümkündür” dedi.

‘ÜLKEMİZ ŞARTLARINDA DOĞRU DEĞİL’

“Sertifikalı tohumun bu avantajlarına karşın, şu dezavantajlarını da unutmamak gerekir” diyen Özden, tek tip tohumların kullanımının; biyoçeşitliliğin azalması, tarımda hastalık ve zararlıların artması, tarım ilaçlarının daha çok kullanılması anlamına da geldiğine dikkati çekerek, “Ülkemizde ve tüm Dünya`da biyolojik çeşitliliğe sahip çıkmak, hem insan hem de çevre açısından önem taşımaktadır. Çiftçiye yeni tohumlar üretme, biyolojik çeşitliliği geliştirme imkânları sağlanarak buna katkıda bulunmak her zaman mümkündür. Sertifikalı tohum kullanımının desteklenip, sertifikasız tohum kullanmayanların desteklenmeyeceğine ilişkin bir yaklaşım ülkemiz şartları düşünüldüğünde çok doğru değildir” diye konuştu.

750 MİLYON DOLARLIK TOHUM PAZARININ YÜZDE 70’İ YABANCILARA AİT

Tohumculuk pazarının büyüklüğünün 750 milyon dolara ulaştığına da değinen Güngör, 150 milyon dolarının sebze, 600 milyon dolarının ise tarla bitkileri tohumlarından oluşan tohum pazarı konusunda şu bilgileri verdi: “Ülkemizde kullanılan tohumların önemli bir kısmı yabancı kaynaklıdır. Örneğin Mısırda yüzde 95, Pamukta yüzde 80, Soyada yüzde 80, Sebzede yüzde 75, Patateste yüzde 95, Ayçiçeğinde yüzde 82, Buğdayda yüzde 5 oranlarında yabancı kaynaklı tohum kullanılmaktadır. Sonuç olarak tohumculuk pazarının yüzde 70’i yabancı firmalara aittir.”

‘TOHUM İHRACATIMIZ 103, İTHALATIMIZ 202 MİLYON DOLAR’

2006 yılında yayınlanan Tohumculuk Yasası’nın, Türkiye’deki tüm tohumculuk kuruluşlarının kamu kuruluşu niteliğindeki bir meslek kuruluşu çatısı altında bir araya gelmesini sağladığına değinen Güngör, şunları söyledi: “Tohum Sanayici ve Üreticileri Alt Birliği de (TSÜAB), 2008 yılında bu amaçla kurulmuştur. TSÜAB üyeleri sertifikalı tohumlukların çoğaltımı, işlenmesi, ambalajlanması, yurt içi ve yurt dışında pazarlanması ve yurt dışından yeni bitki çeşitleri ve tohumlukların tedariki konularında, bünyesinde bulunan 200’ün üzerinde şirket ile faaliyetlerine devam etmektedir. Piyasada denetim ve sertifika verme yetkisi Türk Tohumcular Birliği’ndedir. Birliğin içinde de birçok çokuluslu şirket yer almaktadır. Sertifikalı tohum kullanımından esas kârlı çıkacak olanlar da bu tohumların sertifikasını elinde tutan çokuluslu şirketlerdir. 2015 yılı sonu itibarıyla Türkiye’nin tohum ihracatı 103 milyon, ithalatı ise 202 milyon dolar olarak gerçekleşmiştir. İthalat rakamlarından da bu açıkça anlaşılmaktadır.

‘DESTEKLEMELERE RAĞMEN YÜZDE 10 ÜRETİMDEN KOPTU’

Tohumculuk politikasının belirlenmesinde, bugün üreticimizin bulunduğu zor koşulların göz önüne alınması zorunludur. Zira normal koşullarda, bugüne kadar, tarımsal desteklemeler olmasına rağmen yüzde 10 üreticimiz üretimden tamamen kopmuştur. Bu yaklaşımla, üretimden kopma oranın yıllar içinde daha da yükseleceği aşikârdır. Eğer bir düzenleme yapılacaksa Türkiye’de yerli çiftçinin yerli tohum üretimini teşvik eden düzenlemeler yapılmalıdır.”

‘TÜRKİYE’DE 5 MİLYON ÇİFTÇİ VAR, YÜZDE 80’İ KÜÇÜK ÜRETİCİ’

Türkiye’de yaklaşık 5 milyon çiftçi bulunduğunu, bunun yaklaşık 2-2,5 milyonunun ise Çiftçi Kayıt Sistemine kayıtlı olduğunu belirten ZMO Genel Başkanı Güngör, “Türkiye’de toplam tarım işletmesi içinde küçük işletmelerin oranı ise yüzde 80’dir. Küçük işletmelerin, küçük üreticilerin, sıklıkla girdi maliyetlerinin yüksekliğinden şikayetçi olduğu tüm tarım sektöründe bilinen bir gerçektir. Bu durum bilinmesine rağmen, yetersiz tarım desteği uygulamalarına ilaveten sadece sertifikalı tohumlara destek verileceğinin açıklanması Türk çiftçisini daha da zor koşullara terk etmek anlamını taşımaktadır” diye konuştu.

‘ADANA PATLICANI, AYAŞ DOMATESİ, URLA BÖRÜLCESİ YOK OLACAK’

Sadece sertifikalı tohumlara destek verilmesi durumunda küçük ölçekli tarım işletmelerinde kullanılan yerel çeşitlerin yok olacağının altını çizen Güngör, “Örneğin; Adana’nın yuvarlak patlıcanı, pembe domates, deli bezelye, Ayaş domatesi, Urla börülcesi ve benzeri yerel çeşitlerimiz ortadan kalkacaktır. Çünkü sertifika firmaları, bu çeşitleri verimli olmadıkları için sertifikalandırmaya gitmeyecekler, daha verimli kendi buldukları çeşitlere yöneleceklerdir. Böylece yerli çeşitlerimiz zaman içerisinde yok olacaktır” dedi.

‘TOHUM SEKTÖRÜ TAMAMEN YABANCILARIN TEKELİNE GEÇECEK’

Bu politikanın sonucunda Türkiye’nin tohumculuk sektörünün tamamıyla yabancı firmaların tekeline geçeceği görüşünü savunan Güngör, “Bu uygulamayı yapan birçok ülkede yerli çeşitlerin tarihe karıştığını da unutmamamız gerekir” ifadelerini kullandığı açıklamasında, bu konuda yapılması gerekenleri ise şöyle sıraladı: “Sertifikalı tohuma verilen destek gibi, küçük işletmelerde üretimi yapılan yerel çeşitlerde mutlaka özel bir destek kapsamına alınmalıdır. Üreticinin elinde çoğaltılan tohumlar izlenmeli, toplanmalı ve çoğaltılması Bakanlık tarafından üstlenilmelidir. Küçük aile çiftçiliğini sekteye uğratacak tarım politikalarından kaçınmalıdır. Doğaya saygılı ve sürdürülebilir üretim biçimleri teşvik edilmeli; ülkemizin bu yöndeki avantajlı durumu değerlendirilerek, yerel tohum için gerekli tüm düzenlemeler yapılmalıdır. Biyoçeşitlilik korunmalıdır.”

YEREL TOHUMLARA CAN VEREN KADINLARDAN UYGULAMAYA TEPKİ 

Muğla’nın Fethiye ilçesinde 4 yıldır yerel tohumlarla ürün yetiştiren üreticileri destekleyen ve bu yönde etkinlikler düzenleyen Cumhuriyet Kadınları Derneği (CKD)Fethiye Şubesi de Tarım Bakanlığı’nın bu uygulamasına tepki gösterdi. CKD Fethiye Şubesi Üyesi ve yerel tohum gönüllüsü Ebru Oğuzhan Yeter, alınan kararla birlikte pazarlarda görülen küçük üreticilerin zor durumda kalacağını belirterek, “Getirilecek olan bu yasak, üreticiyi zor durumda bırakacak. Bahçesinde, bostanında yerel tohumlarla ürettiği ürünlerini pazara getirip satamayacak. Gençler tarımdan para kazanılamadığını gördükçe köyünden, toprağından uzaklaşmış. Ancak emektar kadınlar hala çıkınlarında sakladıkları atalık tohumlara gözleri gibi bakıyorlar. Yalnızca sertifikalı tohumlara verilecek olan destek, yerel tohumlar açısından geri dönüşü olmayan bir katliama neden olacağı gibi geleneklerimizi ve köy kültürümüzü de yok edecektir” görüşünü dile getirdi.

‘ÜRETİCİ DE TÜKETİCİ DE GELECEĞİNE SAHİP ÇIKMALI’

Yanlış tarım uygulamaları, kimyasal gübreler ve bilinçsizce yapılan zararlı ilaçlama yöntemleri yüzünden besin değeri azalmış olan tarım ürünlerinden alınması gereken vitamin ve minerallerin de hızla değerini yitirdiğine dikkat çeken Yeter, “Yerel tohumları korumak ve çoğaltmak için büyük emek harcayan dernek, kurum ve kişiler örgütlenmeli ve küçük üreticiler bu yolla desteklenmelidir. Devlet yerel tohum kullanan üreticiye destek vermeyecekse, bilinçli tüketiciler buna karşı çıkmalı, bu konuda çiftçiye destek olmalıdır. Çiftçiyi küresel şirketlere mecbur eden bu sistem, tohumun yanında ilaç ve gübresini de satacak, çeşitli hastalıkları da yanında katkı payı olarak verecektir. Durum bu kadar vahimdir. Ürünü tarlada çürüyen, borcunu ödeyemeyen, aracılardan şikâyet eden üreticiler bu uygulamaya karşı çıkmalıdır. Kendi tohumuyla üretim yapan, kendi doğal ilaç ve gübresini yapan üretici geleceğine sahip çıkmalıdır. Bizim görevimiz ise üreticilerin yanında olmak. Tarımın, ulusal ekonominin temeli olduğu gerçeğini unutmadan yerel tohumlarımızı yaşatmak her yurttaşın öncelikli ödevi olmalıdır” diye konuştu.

KamuPersoneli.net

Not: Aktif kaynak linki kullanarak haberlerimizden alıntı yapabilirsiniz

Son Güncelleme: 06.12.2018 21:53
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.