Dünya Eskisi Gibi Olmayacak Diyenlere İnanmayın

Dünya Eskisi Gibi Olmayacak Diyenlere İnanmayın

Ünlü Psikolog Prof. Dr. Acar Baltaş, Koronavirüs sonrası dünyanın eskisi gibi olmayacağını söyleyenlere inanmayın diyor. Ayrıca, artık işlerin belli bir bölümünün uzaktan yapılmasının isteneceği ve 'uzaktan' kavramının hayatın bir parçası olacağını açıkladı. Milliyet gazetesi muhabiri Mert İnan'ın haberi...

Koronavirüs salgını, herkesin hayat akışını altüst ederken, karantina psikolojisinin nasıl aşılacağı, pandemi sonrası yeni yaşamın nasıl şekilleneceği en çok merak edilen konuların başında geliyor. Psikolojinin duayen ismi Prof. Dr. Acar Baltaş, bu dönemde verimli olmanın ipuçlarını anlatırken, geleceğe dair önemli bilgiler verdi. Belirsizliğin en büyük stres kaynağı olduğunu dile getiren Baltaş bazı soruları yanıtladı.

Bu dönemi verimli geçirmek için nasıl bir davranış modeli geliştirmemiz gerekiyor?  


Verimli olmak ve kendimizi iyi hissetmek için her sabah, tıpkı mesai günlerimizde olduğu gibi saatinde kalkmalı, iş yerine gidermiş gibi kişisel bakım yapmalı, kahvaltı ettikten sonra çalışmaları devam ettirmeliyiz. Kaykılmak, yataktan çalışmak, eşofman veya gece kıyafetiyle güne devam etmek, yalnız veya partneriyle yaşayan hiç kimse için tavsiye edilen bir durum değil. Hem bir yılını uzayda geçirmiş bir astronot, hem de daracık bir alanda yaşamak zorunda olan denizaltı komutanı, “Kendinize ve çevrenize bakın” diyor. Plan, hayatı kontrol ettiğimiz duygusu yaşatır.

Bazen evde yoğun mesai harcadığımız anlarda bile neden yetersiz veya depresif hissediyoruz?

Çünkü rutinimiz bozuldu. Alışılmış çözümlerin geçerli olamadığı durumlar gerçek kriz anlarıdır. Dünya böylesi bir kriz ile ilk kez tanışıyor. Ekonomik faaliyetler sıfıra yaklaştı. İnsanlar böylesi büyük bir krizde üç tepki verir. Bir grup yorganı başına çekip, her şey düzelsin diye bekler. Bunlar kaçan gruptur. “Salgın bilim insanlarının söylediği kadar önemli değil. Yaz başında hayat normale döner” diyenler meseleyi önemsizleştiren gruptakilerdir. Bir de savaşanlar vardır. İnsanın yönetemeyeceği tek stres belirsizlik durumudur. Şu an, o süreçteyiz. Hayatı kontrol etme eğilimi ne kadar yüksekse insanların bu belirsizlikten duydukları rahatsızlık da artıyor. Kontrol edemediklerimizi kabullenip, enerjimizi kontrol edebildiğimize odaklanmamız gerekir.

KABULLENMEK

Süreç bittiğinde travmatik etkiler ortaya çıkacak mı?

Karantinanın sizde travma yaratıp yaratmayacağı tamamen nasıl yaşadığınız ve hissettiğinizle alakalı. Verdikleri mesajlarda tehlikeli bir iyimserliğe teşvik edenler var. İyimserlik tedbirlerin gevşemesine neden oluyor. İnsanlar her zaman işlerine geleni duymayı tercih ediyorlar. Bu koşullardan çok daha beter durumda yaşam savaşı veren, ayakta kalan insanlar var. Tüm mesele kabullenmekten geçiyor. “Salgının ne zaman biteceği belli değil, hayat benim için uzun süre eskisi gibi olmayacak” noktasını kabul edenler süreci daha rahat geçirir.


AİLE BAĞLARI

Boşanmalar, aile içi huzursuzluklar artabilir mi?

“Eşimle ve çocuğumla bir araya gelmek ve kenetlenmek için fırsatımız oldu ve birbirimize bakışımızı değiştirdi” dediğiniz noktada travma yaşamazsınız. Tersi durum anlaşmazlığı büyütebilir. Ama denizaltı komutanı, “Çatışmaları anında çözün, uzayıp gitmesin” diyor. 2020’nin nisan ayını yaşayan, olup
biteni unutmayacaktır. Birini bulmak kolay, birbirini bulmak zordur. Çiftler, bu süreçte partnerlerinin biri mi, yoksa birbiri mi olduğunu anlayacaktır. İlişkilerine karşılıklı yatırım yapmış, birbirlerini tanımaya, anlamaya, duygularına değer vermeye emek harcayan iki insan varsa süreç yakınlaşmak için fırsat olabilir. Sadece ihtiyaçlarını gidermek için bir arada olanların ilişkisi çatırdayabilir.


UNUTULMAZ NİSAN

Salgın bittikten sonra nasıl bir manzara ortaya çıkacak? Daha bireyselleşmiş veya daha toplumsallaşmış mı olacağız?

Bugüne kadar kaç tane mart ve nisan ayını bu şekilde yaşadınız? Bundan beş yıl, on yıl önceki nisan aylarını hatırlamanıza imkan yok. Ama kaç yaşınıza gelirseniz gelin demansa da girseniz, 2020 yılının nisan ayını her zaman hatırlayacaksınız. Bu yaşanmışlığın sizde travma yaratıp yaratmayacağı tamamen nasıl yaşadığınız ve hissettiğinizle alakalı. “Eşimle ve çocuğumla aile olarak bir araya gelmek ve kenetlenmek için olağanüstü bir fırsatımız oldu ve geçirdiğimiz iki aylık süre bizim birbirimize bakışımızı değiştirdi” derseniz niye travmatik bir durum olsun ki... “Ancak birbirimizi öldürme raddesine gelmiştik, çocuk elimden canını zor kurtardı” duygusunu yaşadığınız noktada o zaman pandemi süresi sizin için travmaya neden olmuş denebilir.

ESKİYE DÖNÜŞ

Bireyciliğin yüceltildiği model çökecek mi? Bu süreçten bir toplumsal dayanışma doğar mı? Yoksa yaşadığımız süreç unutulur mu?

“Dünya hiçbir zaman eskisi gibi olmayacak” diyenlere sakın ama sakın inanmayın! Bu tehlike geçtiğinde insanlar maddi güçlerinin elverdiği ölçüde eski alışkanlıklarına geri dönecekler. Salgın sonrası normalleşen yaşamda kimseden daha yardımsever, daha iyiliksever, daha az tüketen, doğayı daha çok kollayan, sürdürülebilirlik ve dayanışmaya önem veren insanlar olmasını umut etmeyin. İnsanlar bugüne kadar var oldukları şekilde yaşam alışkanlıklarını sürdürecekler.

YÜZYÜZE DEĞİL

Değişimler hangi alanlarda belirginleşecek?

Uzaktan çalışmayı aklına bile getirmeyecek şirketler bile işlerin belli bölümünün uzaktan yapılmasını isteyecek. “Uzaktan” kavramı artık yaşamımızın bir parçası olacak. Uzaktan eğitim modeli, işe yaramayan ve öğrencilerin hem zamanını hem parasını alan özel üniversitelerin kapanmasını, kaliteli üniversitelerde ise eğitim niteliğinin yükselmesini sağlayacak. Uzaktan eğitim hayatın bir parçası olacak. Bunun uzantısında kadınların iş hayatındaki sayısı artacak. Uzak mesafeli seyahatlerde yüzde 90 azalma olacak. Avrupa’da veba aristokrasiyi sarsmıştı. Koronavirüs te birçok ülkedeki sistemi sarsacak. Zaman içinde bir şekilde kolumuza çip takacağız. Merkezi sistem, çip üzerinden kan basıncımızı ölçerek, henüz hastalanmadan bilgilendirme yapacak. Verilerimizi merkezi sisteme aktaran cihazlar, fabrika çıkışı olarak gelecek ve bu kamu otoritesine bizi kontrol etme imkanı verecek. Böylece daha totaliter yönetimler ortaya çıkacak.

GÜVEN MESELESİ

Bu kriz sizce iyi yönetiliyor mu?

Bir krizin iyi yönetilmesi, bilime, kamu otoritesine ve medyaya güvenmeye bağlıdır. Bunlara güveniliyorsa o krizler az zararla atlatılır. Dünyanın her yerindeki yönetimler bu üç kuruma güveni sarsıyorlar. Bu üç kuruma güven ne kadar sarsılırsa, krizler aynı oranda zor yönetilir. Türkiye’de sözünü ettiğim bu üç kuruma güven açısından puan verip, çıkan sonucu kendinize göre değerlendirin.

'VEBA' ROMANI

İnsanlar çiplerin monte edildiği, evlere kapanmış robotlaşmış varlıklar haline dönüşür mü?

Bilimin bilemediği konularda sanat yardımcı rol üstlenir. Bize yardım edecek eserlerden biri Albert Camus’nün “Veba” adlı romanıdır. Camus’nün romanı, 1940’lı yıllarda, Cezayir’in Oran şehrinde geçmektedir. Veba salgınında insanlar korkuya kapılmış, Oran’daki papaz insanlara günahlarının bedelini ödediklerini söyleyip, herkesin evlerine kapanıp tövbe etmesini buyurur. İnsanlar, papazın söylediklerini yerine getirip Tanrı’ya eski hatalarını tekrarlamama sözünü verirler. Ne var ki yemin eden insanlar salgın bittikten sonra tekrar eski hallerine dönerler ve bu kez vicdanlar karantinaya girer. Camus, gerçek vebanın bencillik, bağnazlık, kötülük ve duyarsızlık olduğunu söyler. İnsan doğasındaki bu gerçekler yüz yıllar geçse de değişmeyecek.

İlgili Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.