"İnkar taktiği, darbecilerin tek merkezden kumanda edildiklerini gösteriyor"

- FETÖ'nün 15 Temmuz darbe girişimine ilişkin açılan davalara TBMM ve Cumhurbaşkanlığı adına müdahil olarak katılan avukat Mustafa Doğan İnal, Anadolu Ajansı için yazdığı analizde, darbecilerin davalarda ortaya koydukları inkar stratejisini, FETÖ elebaşı Fetullah Gülen'in talimatlarının cezaevindeki örgüt üyeleri arasında nasıl uygulandığını ve sanıkların davaları sulandırma çabalarını ele aldı - Avukat İnal: - "Sanıkların soruşturma aşamasında müdafi eşliğinde kollukta ve Cumhuriyet savcılığındaki ifadeleri, sulh ceza hakimliğindeki sorguları esnasında yer, zaman, kişi, araç ve vakıa bağlamındaki müşahhas ikrarlarından, kovuşturma safhasında tamamı aynı yönde ve istisnasız her birine şamil şekilde inkara yönelmiş olmaları, tek bir merkezden kumanda edildiklerini gösteriyor" - "Her ne kadar darbeciler cürümlerini inkar etse, yok olanı var, var olanı yok gibi göstermeye, hakikati yalanmış gibi göstermeye çalışsa da öylesine suçüstünde, öylesine hainlik üstünde yakalandılar ki artık söylenen sözün fayda vermeyeceği bir noktadayız. Bu noktadan sonra, FETÖ mensubu her darbeci, cürümlerinin cezasını çekmeden kurtulma imkanının olmadığını anlayacaktır" - "Sanıkların tamamına yakını ilk ifadelerinin aksine suçlamaları her ne kadar inkar etmiş olsalar da somut delillerin dosyalarda bulunuşu nedeniyle sanıklar bu suçlamalardan kaçamayacaklarını anladıklarından, tek çıkar yol olarak yargılamaları sulandırmayı görüyorlar"

Genel 12.02.2019, 15:24

İSTANBUL (AA) - Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) 15 Temmuz 2016'daki darbe girişiminin ardından açılan davalara TBMM ve Cumhurbaşkanlığı adına katılan avukat Mustafa Doğan İnal, darbecilerin neredeyse tamamının mahkeme salonlarında sergiledikleri inkar stratejisinin bunların tek bir merkezden kumanda edildiklerini gösterdiğini söyledi.

Avukat İnal, Anadolu Ajansı için hazırladığı analiz yazısında, darbecilerle FETÖ'nün etkin isimlerinin yargılamalar sırasında ortaya koydukları inkar stratejisini, duruşma salonlarında sergiledikleri tavrı, FETÖ elebaşı Fetullah Gülen'in talimatlarının cezaevindeki örgüt üyeleri arasında nasıl uygulandığını ve sanıkların davaları sulandırma çabalarını ele aldı.

İnal, 15 Temmuz ihanetinin hemen ardından darbe girişimine katılan üst düzey eski askerlerden en alt rütbeli sanıklara kadar örgüt üyelerinin neredeyse tamamının, ümitlerinin tükenmesi ve bir daha toparlanamayacaklarını anlamaları sebebiyle suçlarını kabul edip darbe girişiminde diğer örgüt elemanlarının rolünü, görevlerini, katkılarını açıkça itiraf ettiklerini anlatarak, FETÖ mensubu olduklarını kabul eden sanıkların, maksatlarının darbe yapmak olduğunu belirterek, bu minvalde emniyet, savcılık, sulh ceza hakimliği ifadelerinde açıkça darbe suçuna iştirak ettiklerini söylediklerini hatırlattı.

Darbe girişiminin ardından tutuklanan örgüt mensuplarının kendi aralarında irtibatlarını sağlayacak ortamı cezaevlerinde bulduklarının görüldüğüne dikkati çeken İnal, şunları kaydetti:

"Kanuni boşluklardan yararlanan darbe davası sanıklarının, gerek yakınları ve avukatları üzerinden gerekse farklı yollarla kendi aralarında irtibat kurdukları gözlemleniyor. Sinsi bir şekilde belirli bir amaç etrafında toparlanmış bu yapının 40 yıllık örgüt motivasyonunu göz ardı etmemek gerekiyor. Nitekim başlayan yargılamalardaki beyanları, ilk ifadelerinin aksine, örgüt bağının inkar edilmesi, darbe teşebbüsünün inkar edilmesi, emir komuta zinciri içinde sadece aldıkları emri uyguladıkları gibi savunmalara dayanıyor. Hemen hemen hepsinin aynı cümlelerle savunma yapması, yargılamanın yönünü başka tarafa kaydırmaya çalışmaları, birbirleriyle irtibatlı olduklarına delalet ediyor."

- "Tek bir merkezden kumanda"

Avukat İnal, 15 Temmuz silahlı kalkışmasının başarısızlıkla sonuçlanmasının hemen akabinde ihanetin FETÖ ile irtibatı (bizzat asli faillerin ikrarlarıyla) açığa çıkmasına rağmen, sanıkların soruşturma safhasındaki ikrarlarından sistematik tarzda inkara yönelmelerinin, örgüt üyeleri üzerinde tekevvün ettirilen örgütsel motivasyon ve örgütsel aidiyetin tezahür edişinin apaçık delilini teşkil ettiğini aktardı.

FETÖ'nün firari elebaşının 250 vatandaşın şehadetini ve binlerce vatandaşın gaziliğini "tiyatro" olarak nitelendirerek terör örgütünün savunma stratejisinin ipuçlarını verdiğine dikkati çeken İnal, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Sanıkların soruşturma aşamasında, müdafi eşliğinde kolluktaki, müdafileri huzurunda Cumhuriyet savcılığındaki ifadelerinde ve hakeza müdafileri nezaretinde sulh ceza hakimliğindeki sorguları esnasında yer, zaman, kişi, araç ve vakıa bağlamındaki müşahhas ikrarlarından, kovuşturma safhasında tamamı aynı yönde ve istisnasız her birine şamil şekilde inkara yönelmiş olmaları, tek bir merkezden kumanda edildiklerini gösteriyor. FETÖ elebaşı Fetullah Gülen'in örgüt üyelerine 'dağılmamaları, çözülmemeleri ve paniklememeleri' yönündeki talimatı kayda değerdir."

- "Üstü örtülü talimat"

Avukat Mustafa Doğan İnal, terör örgütü elebaşı Gülen'in, darbenin hemen ardından uluslararası medya kuruluşlarına verdiği beyanlarda, 15 Temmuz darbe kalkışması için "tiyatro", "Hollywood filmi gibi" ifadeler kullanarak darbe girişiminin başrolünde olduğunu inkar ettiğini vurgulayarak, FETÖ elebaşı Gülen'in, yine "Eğer ortada benim bu işe karıştığıma dair kanıt varsa, hemen Türkiye’ye dönerim" sözleriyle gözaltına alınan ve tutuklanan darbeci FETÖ/PDY üyelerine hangi yönde ifade vermeleri gerektiğine dair üstü örtülü talimat gönderdiğini anlattı.

İnal, Gülen'in, 15 Temmuz darbe girişimine iştirak etmekten gözaltına alınan ve tutuklanan örgüt üyesi teröristlere, soruşturma ve kovuşturmaları sulandırma bağlamında izlemeleri gereken yol ve yöntemi, "Bir senaryo hazırladılar, hadisenin içinde kendi insanları da vardı. Baştaki insan, ta öğleden haberimiz oldu bu meseleden (dedi). Yani 8-10 saat evvel, hatta 14 saat evvel haberimiz oldu (dedi). Kendilerine yakın insanlar esasen içinde bulunuyor." şeklindeki sözleriyle işaret ettiğine vurgu yaptı.

- "Hakikati yalanmış gibi göstermeye çalışsalar da..."

Nitekim darbe davası sanıklarının tamamının, terör örgütü elebaşının "inkar" talimatıyla hareket ederek somut, gözle görülür, tanık beyanlarıyla açık, HTS kayıtları ve kamera görüntüleriyle sabit suçlarını inkar yoluna gittiğini belirten İnal, şunları kaydetti:

"Bunun tipik örneği olarak, 14. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılaması tamamlanan 'İstanbul Yurtta Sulh Konseyi' olarak bilinen davada, Harp Akademileri öğretim görevlisi, eski kurmay yarbay rütbesindeki Murat Yanık, 19 Temmuz 2016'da İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde, 23 Temmuz 2016, 10 Ekim 2016, 30 Kasım 2016 ve 17 Ocak 2017'de savcılıkta ve 25 Temmuz 2016'da sulh ceza hakimliği önünde verdiği ve açık şekilde darbeyi deşifre ettiği ifadeleri, daha sonra el yazısıyla da itiraf ettiği darbe girişimini, kovuşturma aşamasında reddetmişti. Murat Yanık 'etkin pişmanlıktan yararlanma adına, senaryo yazma tecrübesinden istifade ederek oluşturduğunu, polislerin kendisine anlattığı bilgiler ve verdiği isimlerle kendi bildiklerini, bilgilendirmede gördüğü isimler ve basın haberleriyle de süsleyerek soruşturma sürecindeki ifadeleri verdiğini' söyleyerek önceki tüm ifadelerini mahkeme huzurunda reddetti."

Avukat İnal, İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılaması devam eden Kemal Batmaz ve eşi ile toplamda 5 sanığın yargılandığı davada, sanık Kemal Batmaz'a, eşi Gonca Batmaz'a ait olduğu MASAK raporlarıyla tespit edilmiş 20 milyon liraya yakın mal varlığı sorulduğunda, eşinin mal varlığından haberdar olmadığını ileri sürerek reddihakim talebinde bulunduğuna işaret ederek, "Dikkat edilesi bir diğer nokta, 'kontrollü darbe', 'tiyatro' gibi ifadelerle Batı'nın darbecilere karşı gösterdiği insan haklarına dayalı sözde kaygıların, darbecilerin moral ve motivasyonunu toparlamasında etkili olduğudur." ifadelerini kullandı.

Mustafa Doğan İnal, analizinde, "Her ne kadar darbeciler cürümlerini inkar etse, yok olanı var, var olanı yok gibi göstermeye, hakikati yalanmış gibi göstermeye çalışsa da öylesine suçüstünde, öylesine hainlik üstünde yakalandılar ki, artık söylenen sözün fayda vermeyeceği bir noktadayız. Bu noktadan sonra FETÖ mensubu her darbeci, cürümlerinin cezasını çekmeden kurtulma imkanının olmadığını anlayacaktır." değerlendirmelerini aktardı.

- "Gelecek planlarını cezaevlerinde diri tutmaya çalışıyorlar"

İntikam hissiyle kendisini tahkim etmeye çalışan örgütün, gelecek planlarını cezaevlerinde diri tutmaya çalıştığını vurgulayan İnal, şöyle devam etti:

"15 Temmuz darbe girişimine iştirakten tutuklu bulunan FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesinin, soruşturma safhasında tutuklu olduğu cezaevindeyken, aynı cezaevindeki başka bir askeri personele göndermeye çalışırken ele geçirilen mesaj içeriğinde yer alan '15 Temmuz'un bir son değil, bir başlangıç olduğuna inanıyoruz. Sürecin bu şekilde devam etmeyeceği ortada. Maç 90 dakika; henüz bitmedi.' şeklindeki ifadenin, terör örgütünün kurucusu ve elebaşı olan firari sanık Fetullah Gülen'in örgütüne dönük direktif ve talimatları havi beyanatındaki 'Sabredin zafer gelecektir. Şiddetli olabilir, bu yangının devam edeceğine kimse inanmıyor.', 'Herkes yerinde dimdik durmalı, Allah'ın huzurunda eğilenler kimsenin karşısında eğilmez. İdama götürseler bile eğilmez.', 'Bunların hepsinin akıbetine bakarsanız, kanalizasyona yuvarlanıyor gibi bir akıbetle sonuçlanıyor. Hiç tereddüdünüz olmasın.' sözleriyle birebir paralel oluşu ve adeta araya bir karbon kağıdı konulmuşçasına benzemesi, darbe davalarında yargılanan tüm sanıklar bağlamında, soruşturma ve kovuşturma aşamasındaki ifade ve beyanların farklılaşmasının değerlendirilmesinde ve atılı silahlı terör örgütüne üye olma suçunun sübutunda nazarıdikkate alınması hukuken zorunluluk arz etmektedir."

- "Örgüt beyhude bir çaba içinde"

Terör örgütü elebaşı Gülen'in 2017'de yaptığı "Allah'ım ekstradan bunları salıver." açıklamasının da dikkati çekici olduğunu belirten İnal, her yönden ağır darbeler yiyen örgüt elebaşının, bu tür mesajlarla hapisteki militanlarına dört duvar arasında çürüyecekleri gerçeğini unutturma amacında olduğunu vurguladı.

İnal, FETÖ elebaşı Gülen'in 2017'de militanlarına "Bayramlıklarınızı hazırlayın, çıkıyorsunuz." yazılı mesaj göndermeye çalıştığını hatırlattı.

Avukat Mustafa Doğan İnal, 17-25 Aralık sanıklarından Mehmet Akif Üner ve Yakub Saygılı'nın cezaevi yönetimlerine nasıl tehditler savurduklarını ByLock yazışmalarından da gördüklerini anlatarak, şunları aktardı:

"İsyan çıkarırım burada', 'Herkesin morali çok iyi', 'Yakub Saygılı cezaevi imamı gibi...', Elbette ne kadar 'kuyruğu dik tutmaya' çalışsalar da sadece bu iki ismin aldığı cezalar bile örgütün beyhude bir çaba içinde olduğunu anlatmaya yeter de artar. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılaması yapılan 71 sanık içinde yer alan Yakub Saygılı ve Mehmet Akif Üner, 'Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs' suçundan ağırlaştırılmış müebbet ve 'özel hayatın gizliliği' ve 'usulsüz dinlemeler' ile diğer suçlardan toplamda 127 yıl 4 ay 15 gün hapis cezasıyla cezalandırıldı."

- "Hayal dünyaları, onları uçurumdan başka yere götürmeyecek"

Kara Kuvvetleri davasında yargılanan bir sanığın cezaevinde ailesiyle görüştüğü sırada söylediklerinin, örgüt militanlarının zihin dünyalarını anlamak açısından oldukça dikkati çekici olduğunu dile getiren İnal, şunları kaydetti:

"Bahsi geçen şahıs görüş esnasında ailesine 'cezaevine peygamberlerin gelip gittiğini, birden çok kişinin gördüğünü, gündüz gözü görenler olduğunu, beraber yemek yiyenler olduğunu, kendilerine 'Dayanın az kaldı.' diyenler olduğunu, rüyasında Kabe’ye gittiğini, içinde kendi koğuşunu gördüğünü, Peygamberimizin 'içeri girecekleri ben seçtim' dediğini, kendilerini tuttuklarını, dua ettikleri sırada cezaevinin sarsıldığını' söylüyor.

Örgüt militanları cezaevlerinde moral ve motivasyonlarını diri tutmaya çalışsalar da intikam hırsıyla örgütü yeniden tahkim etmeye çalışsalar da Cumhurbaşkanımıza, yakın çalışma ekibine ve destekçilerine yönelik 'beddua seansları' yapsalar da peygamberle birlikte namaza durduklarını, dualar sırasında cezaevi duvarlarının sarsıldığını sansalar da zihinlerindeki bu ve benzeri psikiyatrik vaka niteliğindeki kurgularla günden güne büyüttükleri hayal dünyaları, onları paranoya ve sonu şizofreni olan bir uçurumdan başka bir yere götürmeyecektir."

- Görüntülerle ortaya çıkan yalan beyanlar

Avukat İnal, FETÖ üyelerinin duruşmalarda örgüt içi irtibatlarını sürdürmeye çalıştıklarını anlatarak, örgüt içinde "Abdullah" kod ismini kullanan, Kaynak Holding bünyesindeki Kaynak Kağıt AŞ'de genel müdür olarak görev yapmış sivil imam Kemal Batmaz'ın ifadesinde, "Ankara'ya arsa bakmaya geldiğini, FETÖ ile irtibatının olmadığını, Fetullah Gülen'i basından tanıdığını, kendisiyle hiç görüşmediğini, Adil Öksüz'le de tanışmadığını, görüşmediğini, herhangi bir yere seyahat etmediğini" söylemesine rağmen, ifadesinin yalan olduğunun kamera kayıtları ve belgelerle ortaya konulduğunu söyledi.

İnal, bu kişinin 11 Temmuz 2016'da Adil Öksüz'le birlikte Fetullah Gülen'in yanına aynı uçakla gittiği, 13 Temmuz 2016'da aynı uçakla yine birlikte Türkiye'ye Atatürk Havalimanı'ndan giriş yaptıkları ortaya çıkınca, bu defa Adil Öksüz'le aynı uçakta yer almalarının tesadüf olduğunu söylediğini hatırlatarak, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Ancak Atatürk Havalimanı'ndan temin edilen videolar üzerinde yaptırılan bilirkişi incelemesinde birbirleriyle sohbet ederek havalimanından çıkış yaptıkları tespit edilmişti. Ayrıca Adil Öksüz'ün eşi Aynur Öksüz'ün Kemal Batmaz'ın yöneticisi olduğu Gurmed Tıbbi ve Teknolojik Sistemler Sanayi Ticaret AŞ'de SGK kaydının bulunduğu, dolayısıyla Kemal Batmaz ile Adil Öksüz'ün birbirlerini tanıdıkları anlaşılmıştı. Son olarak 25 Ocak 2019'da Sincan Ceza İnfaz Kurumu'ndaki duruşmada, Akıncı Üssü'ndeki eylemlere katılmış olan Kemal Batmaz, mahkeme salonundan çıkarılırken, elindeki notu tutukluların bulunduğu bölüme atmış ve durumu fark eden jandarma, sanıklardan önce davranarak Batmaz’ın attığı notu ele geçirmişti. Batmaz'ın harfleri ancak mercekle okunacak kadar küçük harflerle yazdığı mektup 'Muhterem efendim, dualarınızı bekliyorum.' şeklinde bitiyordu."

İnal, 17-25 Aralık darbe girişimine katılan polislerden Yakub Saygılı'nın da benzer şekilde, ön yüzünde FETÖ elebaşı Fetullah Gülen'in onursal başkanı olduğu Washington merkezli Rumi Forum'a ait çıktılar, arka yüzünde ise çeşitli yazıların bulunduğu iki şeffaf dosya içindeki evrakı avukatları marifetiyle elde etmeye çalışırken yakalandığını hatırlattı.

- "Yargılama sırasında iletişim kuruyorlar"

Bu davaların çok sanıklı davalar olması nedeniyle yargılama esnasında örgüt elemanlarının bir araya geldiklerini, duruşma salonlarına geçmeden önce aralarında irtibat kurduklarını ve birbirlerinin savunmalarına etki edecek şekilde yakınlık kurduklarını belirten İnal, bu kişilerin bu yolla örgütsel mahiyetteki evrakı birbirlerine ulaştırdıklarını ve bu sırada çözüleceğini düşündükleri örgüt üyelerini baskı altında tutarak itirafçı olmalarının önüne geçtiklerini kaydetti.

İnal, benzer şekilde, bu duruşmalarda somut suç delilleriyle yakalanan sanıkların, çaresizliğin verdiği duygusal çıkmaz ve mantıksızlıkla etraflarını tehdit ettiklerini dile getirerek, şunları anlattı:

"Genelkurmay Çatı Davası'nda yargılanan sanık Mehmet Dişli'nin, duruşma sırasında, sanıkların bulunduğu bölümün arkasında, savunmasına ilişkin görüntüleri dizüstü bilgisayardan avukatıyla birlikte izledikten sonra savunmasıyla alakalı olmayan fotoğrafları da incelediği tespit ediliyor. Bu durumu tespit eden, duruşma salonunun güvenliğinden sorumlu Ankara İl Jandarma Komutan Yardımcısı Albay Tarık Hekimoğlu, sanık ve avukatını uyarıyor. Albay Hekimoğlu'nun sanık avukatını 'Gösterdiğiniz görüntüler savunmaya ilişkin değildir. Lütfen bilgisayarınızı kapatınız.' sözleriyle uyarması üzerine sanık Dişli, salondakilerin duyabileceği şekilde 'Ne yapayım, elimle mi kapatayım? Sen bu yaptıklarını unutma Tarık Albay'ım göreceksin.' şeklinde, tehdit içeren sözler sarf ediyor. Yine İstanbul'da takip ettiğimiz davalardan birinde, savunması biten sanık yerine oturduğu sırada, o dosyadaki en kıdemli eski asker 'Nasıl böyle savunma verirsin?' diyerek bir sanığı tehdit edebiliyor."

Darbenin üzerinden iki yılı aşkın bir süre geçmiş olmasına rağmen, yargılamaların tamamlanmamasının, bitmeyen darbe davalarının sanıkları için umut olduğuna vurgu yapan İnal, bu bağlamda, Ankara'da devam eden Genelkurmay Çatı Davası ve Akıncı Üssü davalarının bir an evvel tamamlanması gerektiğinin altını çizdi.

- "Yargılamanın sulandırılmasına izin verilmemeli"

Avukat Mustafa Doğan İnal, örgüt talimatıyla duruşmalarda inkarcı ve alaycı bir maske takınan örgüt üyelerinin yargılamaları sulandırmasına mahkemelerin müsaade etmemesi gerektiğini söyledi.

Suçüstü yakalanan darbeci hainler açısından temel motivasyonun kuşkusuz örgütü korumak olduğuna dikkati çeken İnal, şöyle devam etti:

"Sanıkların tamamına yakını ilk ifadelerinin aksine suçlamaları her ne kadar inkar etmiş olsalar da somut delillerin dosyalarda bulunuşu nedeniyle sanıklar bu suçlamalardan kaçamayacaklarını anladıklarından, tek çıkar yol olarak yargılamaları sulandırmayı görüyorlar. 'Bugünlerin geçeceğine' olan temelsiz inançları da bu pervasızlığı göstermelerindeki en büyük motivasyonları. Bu maksatla dava dosyasındaki suçlamalardan apayrı, bağımsız konulara yoğunlaşarak, bir biçimde darbenin karşısında duran isimleri sanki darbenin planlayıcısıymış gibi göstererek, örgüt içindeki motivasyonlarını ve örgütün bütünlüğünü korumaya çalışıyorlar. İstisnasız her darbe duruşmasında bunu görmek mümkün: Sanıklar atılı suçlamalarla bütünüyle alakasız, 'ad hominem' olarak nitelendirebileceğimiz savunmalar yapmakta, dinlenilen sanık veya tanıklara ciddiyetten uzak sorular sorarak kafalarda karışıklık oluşturmak, soru işaretleri bırakmak istemektedirler."

- "Yargılamalar ivedilikle bitirilmeli"

Avukat Mustafa Doğan İnal, bu tavrın altında yatan en önemli motivasyonun, yaptıkları darbenin doğruluğuna ilişkin inançları olduğunu belirterek, her ne kadar duruşmalarda bunu ikrar etseler de darbe sanıklarının her birinin yüzündeki kin ve öfkenin, bilinçaltında yatan saikin bu olduğuna işaret ettiğini anlattı.

Bu noktada, mahkeme heyetlerinin darbeci sanıkların hiçbir şart ve koşulda yargılama usulünün sınırları dışına çıkmasına müsaade etmemesi gerektiğini vurgulayan İnal, şunları kaydetti:

"Akıncı Üssü ve Genelkurmay Çatı davaları başta olmak üzere sanıklar arası evrak alışverişine, duruşma salonlarını örgütün sohbet ortamına çevirmesine izin verilmemeli, usul kurallarını doğru uygulayarak suçüstü yakalanan sanıkların yargılamaları ivedilikle bitirilmelidir. Çünkü örgüt militanları sulandırılmış, laubali, ciddiyetten uzak bir ortamda yargılamaların yapıldığını, dolayısıyla bu davaların meşruiyetini kaybettiğini hissettirmeye çalışarak uluslararası kamuoyunda da örgüt zeminini korumak istemektedir.

Elbette mahkeme heyetleri, duruşma salonlarının güvenliğini sağlayan jandarma ve emniyet kuvvetleri ile cezaevi yönetimleri de üzerine düşen vazifeyi hakkıyla yerine getirmeli, hiçbir şart ve koşulda sanıkların birbirleriyle irtibat kuracağı bir ortamı örgüt militanlarının sağlamasına izin vermemelidir."

Yorumlar (0)