03 Ocak 2019 Perşembe 22:31
Fatih Altaylı'nın Taksim'de bayrak açan suriyeliler hakkında yaptığı çok konuşulacak yorumu

Fatih Altaylı'nın, köşe yazısında Taksim'de bayrak açan suriyeliler hakkında yaptığı yorum şöyle;

Benim şahsen Türkiye’nin Suriye’den gelenlere kapı açmasına itirazım yok. 

İtirazım olsa, kendimle çelişirim. 

Bu köşenin dikkatli okurları hatırlayacaktır belki, bundan 10 yıl kadar önce daha ortada mülteci sorunu falan yokken bu köşede bir öneri dile getirmiştim. O da şuydu: 

“Türkiye kendi coğrafyasında bir cazibe merkezi. Türki Cumhuriyetlerden, Ermenistan’dan, Gürcistan’dan çalışmak için, Irak’tan, Suriye’den buralarda iş yapmak için gelen ve Türkiye’nin cazibesine kapılan yüz binlerce insan var. Türkiye aynen ABD’nin yaptığı gibi her yıl bu ülkelerden belirli sayıda kişiye ABD’nin Green Card’ı benzeri bir ‘İkamet kartı’ verebilir. Diyelim ki bunun adı Beyaz veya Kırmızı Kart olsun. Birkaç yıl sonra da bunların Türkçe öğrenip, Türkiye’ye uyum sağlamayı başaranlarına, suça bulaşmayanlarına vatandaşlık verir. Bu Türkiye’yi çok önemli bir merkez haline getirebilir.” 

Bu yüzden de benim Türkiye’ye gelen Suriyelilere büyük bir itirazım olmaz. 

Her ne kadar geliş biçimlerindeki kontrolsüzlük, kayıt dışılık nedeniyle sorunlu bir durum ortaya çıkmış olsa da, artık olan oldu. 

Türkiye’deki Suriyelilerle ilgili beni rahatsız eden ise “Entegrasyon” meselesi. 

Gelsinler. 

Hoş gelmişler. 

Ama bilsinler ki, kendi ülkelerini buraya getirmediler. 

Türkiye’ye geldiler. 

Kendileri Türkiyelileşsinler. 

Ama burayı Suriyelileştirmeye kalkışmasınlar. 

Bu ülkeye uyum sağlamaya çalışsınlar. 

Bu ülkenin insanlarını kendilerine uydurmaya çalışmasınlar. 


Bu topraklar binlerce yıldır üst üste gelen farklı milletleri bir potada, ortak bir kültürde buluşturmuş topraklar. 

O potada erimeye hazır herkese hoş geldin demeliyiz. 

Burası Türkiye, Suriye değil. 

Gelenler de bunu anlamalı.

VATANDAŞIN RAHATSIZLIĞI NE?

Suriyeli göçmenlerle ilgili siyasi ya da felsefi yaklaşımları vatandaşa anlatmak kolay değil. 

Bu durumu hemen ırkçılık diye damgalamak da doğru değil. 

Kilis’ten, Bursa’ya, Urfa’dan İstanbul’un bazı bölgelerine kadar Suriyelilerin yoğunlaştığı bölgelerde vatandaşlarla sohbet ettiğim zaman, rahatsızlığın nedenleri “Ekonomik” olarak ortaya çıkıyor. 

Başlıca başlıklar şunlar:

1. Hastaneye gittiğimiz zaman biz sıra almak, randevu almak ve katılım payı ödemek zorundayız. Suriyeliler geliyor gözümüzün içine baka baka bizim önümüze geçiyor, beş kuruş vermeden tedavi oluyorlar. 

2. Biz ilaç parası öderken, Suriyelilere ilaç da beleş.

3. Çalıştığımız iş kolunda Suriyeliler işimizi elimizden aldılar. Daha ucuza çalışıyorlar. Vergi ve sigorta ödemeleri olmadığı için patronlar onları tercih ediyor. 

4. Tarım işçisiyim. Bizim aldığımız yevmiyenin yarısını, hatta üçte birine çalışıyorlar. 

5. Biz işyeri açmak için bir dünya bürokrasi ile uğraşıyoruz. Vergi ödüyoruz, peşin vergi ödüyoruz. Suriyeliler vergi ödemeden, doğru düzgün izin almadan, bürokrasiye takılmadan iş yeri açıyor, masrafları olmadığı için haksız rekabet yapıyorlar. 

6. Uyanık bazı esnaf işyerlerini Suriyelilerin üzerine göstererek vergi ödemiyor. 

Bu şikayetlerin hiçbirinde ırkçılık kokusu yok. 

Ama ekmek kokusu var.

Kamu Personeli
Son Güncelleme: 03.01.2019 23:32
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.