06 Aralık 2019 Cuma 12:05
Öğretmenlere Verilen Sözler TBMM Gündemine Geldi

Üniversitelerin eğitim fakültelerinden mezun olan ve atanamayan öğretmen sayılarındaki artışın sebepleri ve atanamayan öğrenmen sayılarındaki hızlı artışın ortaya çıkardığı etkilerin ve sonuçların tüm yönleriyle araştırılarak alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine İYİ Parti Aksaray Milletvekili Ayhan Erel ve 19 milletvekili tarafından araştırma önergesi verildi.

Bu önerge Mecliste görüşüldüğü esnada Ayhan Erel  söz alarak açıklamalarda bulundu. Erel açıklamalarında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından öğretmenlere verilen sözleri hatırlattı. 

AYHAN EREL'İN AÇIKLAMALARI

İYİ Parti'li Ayhan Erel açıklamalarında şu ifadelere yer verdi:

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, yüce Türk milleti; üniversitelerimizin eğitim fakültelerinden mezun olan ve ataması yapılamayan öğretmen sayılarındaki artışın sebepleri ve bu hızlı artışın ortaya çıkardığı etkilerin ve sonuçların tüm önleriyle araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla vermiş olduğumuz araştırma önergesi hakkında partim İYİ PARTİ adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

"Ben öğretmen olmak istiyorum/Ben şairimin mısralarında dil/Genç kızımın gergefinde nakış nakış gül/Aşığımın sazında tel/Öpülesi bir el olmak istiyorum/Ben öğretmen olmak istiyorum/'Ben öğretmen olmalıyım' diyorum/Çünkü inanıyorum Allah'ıma/İnanıyorum 'Beşikten mezara kadar oku' diyen Peygamber'ime/İnanıyorum 'Ne mutlu Türk'üm' diyen Atatürk'üme."

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; günümüzde 70 değil, 700 değil, 7 bin değil, yaklaşık 700 bin öğretmen atama bekliyor. Şimdi, bir ana olarak, bir baba olarak empati yapalım: On iki yıl boyunca ilkokul, ortaokul, lise; çocuğunuzu her türlü fedakârlığı yaparak okutuyorsunuz, neticede yarış atı gibi yarıştırdığınız evladınızın, soktuğunuz üniversite seçme sınavları sonucunda bir üniversitenin sosyal bilgiler öğretmenliği bölümünü kazandığını sevinçle duyuyorsunuz, hissediyorsunuz. Yine, o üniversite hayatı boyunca bir anne olarak, bir baba olarak yemiyorsunuz, içmiyorsunuz, giymiyorsunuz; çocuğunuz gurbet ellerde perişan olmasın, aç susuz kalmasın diye yeri geliyor siz aç susuz kalıyorsunuz, çocuğunuzun okumasını sağlıyorsunuz. Dört sene başarılı bir şekilde eğitim öğretim hayatını tamamlayan genç, bu üniversiteden mezun olduğunda "Hayır, benim sana ihtiyacım yok." diyorsunuz.

Bir de atanamayan öğretmenin yerine kendimizi koyalım: Gençliğini, çocukluğunu dört duvar arasında geçiriyor, netice itibarıyla yaptığı hazırlıklar sonrasında girdiği üniversite sınavında başarılı oluyor ve demin söylediğim gibi güzel bir üniversitenin sosyal bilgiler öğretmenliği bölümünü kazanıyor. Dört yıl boyunca öğretmenlik üzerine türküler diziyor, şiirler söylüyor, hayaller ve düşler kuruyor. Dört senenin sonunda başarıyla okulunu bitirdiğinde de önüne Çin Seddi gibi bir duvar "Hayır, sen öğretmen olamazsın."

Bakın "Yahu bir sürü öğretmenimiz var, boşta geziyor; resim öğretmeni matematik,müzik öğretmeni beden eğitimi dersine giriyor. Öğretmen ihtiyacı var ama bakın ki siz bunları sınavla alıyorsunuz, o zaman niye okutuyorsunuz? Bu öğrencilere yazık değil mi? 'Öğretmen almıyorum.' de, bu evlatlarım okumasın boşuna ama biz iktidar olunca boşta öğretmen adayı kalmayacak." "Sisteme bak, 72 bin öğretmen açığı var, sen sınavla öğretmen seçiyorsun, hangi akla hizmet ediyorsun, bırak da öğretmenlerimiz okul seçsin, göreve başlasın; önüne neden engel koyuyorsun? İnşallah, biz hükûmeti kurduğumuzda bütün öğretmenleri göreve başlatacağız, bu öncelikli eğitim sorununu çözeceğiz."

"Buradan sözüm tüm genç öğretmen adaylarına: Siz merak etmeyin, biz geldiğimizde üniversiteyi bitirdiğinizde 'Sınavı kazanamazsam ne yapacağım?' korkun olmayacak çünkü sınav olmayacak."

"Birçok gencimiz, özellikle öğretmen adaylarımız işsiz kaldı. Ülkede eğitim çökmüş, köy okulları kapanmış, merkezdeki okullar bile 'öğretmen' diye can çekişiyor, sen sınavla öğretmen almaya çalışıyorsun. Bıraksana genç öğretmenlerimiz gitsin çalışsın. O kadar sene beklet, sonra al, o adamda artık heves mi kalır, öğretmenlik yapabilir mi? Ama inşallah, biz iktidar olunca öğretmenler okulun bittiği gün hazırlıklarını yapacak, ertesi gün görev aşkıyla okuluna gidecek, hiç merak etmeyin."

Bu sözlerin altına burada bulunan tüm vekillerle birlikte 82 milyon milletimiz imza atar.

Kime ait bu sözler? Bu sözler, 2002 yılında, Gaziantep'te, Samsun'da, İstanbul'da ve İzmit'te seçim öncesi konuşmalarını yapan bugünkü Sayın Cumhurbaşkanımıza ait.

Ben de şimdi buradan soruyorum: Mademki ihtiyacınız yok, niçin beş sene bizim gençlerimizin hayalleriyle, düşleriyle oynuyorsunuz, onların hayallerinin katili oluyorsunuz? Yazık, günah değil mi? Her ile üniversite açmak marifet değil, marifet üniversiteden mezun ettiğiniz gençlere iş bulabilmek. Ne yapsın bu çocuk? Ne yapsın bu genç?

Sayın Hocam, siz öğretmensiniz. Öğretmen olma hevesiyle, öğretmen olma düşüyle, öğretmen olma ülküsüyle dört senesini harcamış "Sana ihtiyacım yok." diyorsun. Ne yapacak? Gelin, bu sorunu çözelim. Yani her şeyi planlayan, her bilgiye erişen bürokratlar, Türkiye'nin ne kadar öğretmene, hangi branşta öğretmene ihtiyacı olduğunu bilemiyor mu? Her yıl eğitim fakülteleri, öğretmen yetiştiren kurumlar, 50 bin genci gene dört sene, beş sene oyalayacak. Almayın arkadaşlar, yapmayın, yazıktır gençlerimize.

Bakın, geçen de söyledim, bu memlekette, Çanakkale savaşlarında 250 bin vatan evladı, cumhuriyetin ön sözünü yazmak adına canlarını heba etmiştir ama günümüzde 3 milyona yakın gencin gençliği hiçbir işe yaramadan heba olmaktadır. Gelin, bir anne olarak, bir baba olarak, bir öğretmen adayı abisi olarak, ablası olarak bu gençlerimizin derdine derman olmaya bakalım, ne yapabiliriz diye araştıralım. Bundan sonra geleceklerin ümitlerini öldürmeyelim, bunlar atanıncaya kadar en azından eğitim fakültelerine öğrenci almayalım diyor, hepinizi duyarlılığa davet ediyorum.

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.