Alexa

İnsan yaşamının varlık düzleminde olağan seyreden bir yaşam rutini vardır.Yaratıcı tarafından kader (yazgı) şeklinde kodlanan bu yaşamsal sürecin en tatsız tarafı kuşkusuz sona eriş şeklidir.İnsan bu sona genellikle çok sempatik yaklaşmaz vede kabullenmek istemez.Ama bu  tartışmasız bir realitedir ve insanın bu realiteye karşı durması veya alternatif üretmesi mümkün değildir.Fakat insan bu gerçeği kabullenmekle beraber yinede bir takım bakış açıları geliştirerek hayal kurar ümit eder ve kendini bu mukadder sürecin içersinde rahatlamaya çalışır.Ama bu zihinsel egzersizle elde edilebilecek rahatlama sadece hayal sınırları içersinde kalır ve pratikte karşılıksız bir çek hükmündedir.

Aslında yaşamın olağan akışını tersine çevirme arzusu sadece Can Yücel'in hayal dünyasının bir fantazisidir..Düşük profilli de olsa Can Yücel'in  hayatı tersten yaşama metaforu  ölümden korkuyu ve uzaklaşmayı  yada hiç var olmama refleksini yansıtır.Kulağa hoş  bu kurgusunda Can Yücel bir açıdanda var olma ile yok olma arasındaki haz ile acının  yer değiştirmesine matuf  bir kaygınında açmazı içersindedir.Aslında bu kaygının materyalist düşüncenin temel problemi olarak ifade edebiliriz..İşte tamda burada ele alınması gereken nokta şudur.Hayatı tersten yaşama fantazisi ile  ölümden kurtulmak  adına ilk rahme düştüğü anki zevkle yok olmayı arzulayanlar,yaşamlarını bir inanç ve aşk üzerine inşa edenlerin ölüm anını "Şeb-i Aruz" "Düğün Gecesi" olarak tanımlamalarını anlayamazlar.Hakikatte ölüm bir yok oluşun değil başka bir yaşamın başlangıcıdır.

Can Yücel'in nasıl olurdu acaba? Daha güzel hatta mükemmel olmazmıydı? diye kurguladığı hayatı tersten yaşamak fantazisini kendinden bir dinleyelim.

"Yaşamın en tatsız tarafı sona eriş şeklidir...Şüphesizki yaşamı tersten yaşamak daha güzel hatta mükemmel olurdu.

Nasıl mı?

Camide uyanıyorsunuz.Bir tahta sandık içersinde.Herkes karşınızda saf tutmuş, iyiliginize dua ediyor ve tüm haklar helal edilmiş vaziyette. Tabuttan şöyle bir  doğruluyorsunuz, yaşlı, olgun ve ağırbaşlısınız. Herkes etrafınızda, büyük bir itibar, iltifatlar, çocuklar ve  torunlar hepsi hazır.

Arabanıza kurulup evinize gidiyorsunuz.Doğar doğmaz devlet size maaş bağlıyor, aylık veya üç ayda bir maaşınızı alıyorsunuz. Ne güzel , hazır maaş , hazır ev...

Altmışlı yaşlara kadar herşey garanti, huzur içinde yaşıyorsunuz.

Sağlığınız gittikçe düzeliyor

Kaslar güçleniyor, kuvvetleniyorsunuz.

Bir gün çalışmak istiyorsunuz ve işe ilk başladığınız gün size hoş geldin hediyesi olarak bir plaket ve altın kol saati veriyor patronunuz..

Ve Genel Müdürlük veya bunun gibi yüksek bir makamdan tecrübeli bir insan olarak işe başlıyorsunuz.

Herkes karşınızda elpençe divan...

Vücudunuzda da bazı hoşa giden hareketler de başlıyor, gittikçe zayıflıyor forma giriyorsunuz

Diğer hormonal aktiviteler artıyor , fevkalade..... Aman ne güzel günler başlıyor...

Derken bir gün patron size artık Üniversiteye gitsen daha iyi olur diyor.

Bu arada Babanız ortaya çıkmış, "fazla çalıştın" diyor "artık eve dön, işi bırak, okumaya başla, harçlığın benden olsun..."

Keyfe bakar mısınız ?

Okuduğunuz dersler gittikçe kolaylaşıyor. Ekmek elden su gölden bir dönem başlıyor.

Partiler,diskotekler ve artan kızların sayısı...

Derken anne ve babanız sizi götürüp getirmeye başlıyor. Araba kullanma derdi de yok artık... Günün birinde sizi okuldan da alıyorlar, "evde otur, keyfine bak oyuncaklarınla oyna" diyorlar...Mamanız ağzınıza veriliyor, zaman zaman altınızı bile temizliyorlar , hatta bu durum alışkanlık yaratıyor ve hiç tuvalet kullanmamaya başlıyorsunuz. Derken anneniz bir gün size süt verme kararını alıyor ve başka bir keyifli dönem başlıyor. Mama artık her yerde, her an ve en taze şekilde hazır.

Bir gün karanlık ilik ve sıcak bir ortama giriyorsunuz. Beslenmek için ağzınızı açmaya dahi gerek yok , bir kordondan besleniyor sıcacık yumuşacık gürültü ve patırtısız bir ortamda yaşıyorsunuz.

Küçülüyor, küçülüyor, ufacık bir hücre halini alıyorsunuz.

Ve günün birinde müthiş keyifli bir orgazm ile hayatınız bitiyor....

Nasıl ama? İşte YAŞAMAK "

Gerçekleşmesi yaşamın fiziki kuralları açısından mümkün olmayan böyle bir kurgunun sadece zihinsel de olsa kişide meydana getirebileceği rahatlama ,"Her canlı ölümü tadacaktır,hepiniz Allah'a döndürüleceksiniz" hakikatinin önüne geçemeyecek ve bu sonu her canlı tarif edildiği şekliyle dakika dakika yaşayacaktır.Can Yücel'in farklı bir eksantrik ortaya koyması kulağa hoş geliyor olsada böyle bir metaforun temel kaygısı ölüm korkusudur.Korkunun ise ecele faydası yoktur .

Güzel günlerde buluşmak temennisiyle kalın sağlıcakla .

Eğitimci Yazar Musa KARTAL ( @musakartal41)                                                                     

KAMUPERSONELİ.NET - ÖZEL 

NOT: BU HABERİN/MAKALENİN İZİNSİZ, AKTİF LİNK VERİLMEDEN, BİR BÖLÜMÜNÜN ALINMASI VEYA TAMAMININ KOPYANIP KULLANILMASI DURUMUNDA HUKUKİ SÜREÇ BAŞLATILACAKTIR...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.