Kemal Kılıçdaroğlu, Haliç Kongre Mekezinde CHP İBB adayı EKREM İMAMOĞLU'nu tanıttı

Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun, CHP'nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Ekrem İmamoğlu için Haliç Kongre Merkezi'nde düzenlenen tanıtım toplantısında yaptığı konuşma şöyle:

POLİTİKA 27.12.2018, 16:50 27.12.2018, 17:02
Kemal Kılıçdaroğlu, Haliç Kongre Mekezinde CHP İBB adayı EKREM İMAMOĞLU'nu tanıttı

Efendim hepinize en içten selamlarımı, saygılarımı sunuyorum. Buraya İstanbul için toplandık, az önce arkadaş İstanbul’un bütün güzelliklerini dilinin döndüğü kadar anlatmaya çalıştı. İstanbul… Sıradan bir kent değil İstanbul. İstanbul’u yönetmek sıradan bir yönetim değildir. İstanbul’u yönetmek için irade lazım, İstanbul’u yönetmek için bilgi lazım, İstanbul’u yönetmek için deneyim lazım. Üçü kimde var? Ekrem İmamoğlu’nda. Bilgi var, birikim var, deneyim var.

Bizim bu kararımız sıradan bir karar değildir. Çünkü biz İstanbul’un ne olduğunu çok iyi biliyoruz. İstanbul üç büyük imparatorluğa başkentlik yapmış bir metropoldür. Sıradan bir metropol değildir. Tarihin derinliklerinde hala bilinmeyenlerle dolu bir metropolde yaşıyorsunuz. Ben de 12 yıl yaşadım, üç çocuğum da İstanbul doğumlu. O nedenle İstanbul hepimizin yüreğinde ayrı bir yeri olan bir kenttir. İstanbul’u “Yeditepeli” bir kent olarak tanımlar çoğu sanatçı, “Yeditepeli” bir kent. İstanbul’a şimdi Yeditepe değil “Yetmiş yedi tepe” desek o bile az. Sonuçta tepeleriyle meşhur olan bir kent İstanbul, tarihin derinliklerinden süzülüp gelen bir kent İstanbul, 10 milyonu aşkın kişiyi bağrında tutan bir kent İstanbul, pek çok devletten daha büyük bir insan kitlesini kucaklayan bir kent İstanbul. O nedenle İstanbul’u yönetmek sıradan bir olay değildir, o nedenle diyorum İstanbul’u yönetmek için bilgiye, birikime ve deneyime ihtiyacımız var.

Biz adayımızı bütün bunları düşünerek belirledik. Aday adaylarımızın tamamı son derece değerli, onlara da şükran borçluyum, onlar da çalışıyorlar, ama sonuçta bir kişi için karar vereceksiniz. O nedenle aday adaylarımızı da yürekten kutluyor, onlara da hepinizin huzurunda selamlarımı ve saygılarımı sunuyorum.

İstanbul; şairlerin, yazarların, ressamların ilham kaynağı olan bir kent. Ne şairler, ne ressamlar, ne öykücüler gelip geçti İstanbul’dan. İstanbul’u yaza yaza doyamadılar. İstanbul böyle bir kent. İstanbul’a aşık olursunuz. İstanbul sizi yüreğinizden yakalar. Böyle bir kenttir, böyle bir metropoldür İstanbul. İstanbul Fatih’in fethettiği ve bize emanet ettiği bir kenttir. Fatih’in bir portresi vardır, bir gülü ya da karanfili koklarken, İstanbul’un ne olduğunu, İstanbul’un nasıl korunması gerektiğini bilen bir devlet adamıydı. İstanbul’u onun koyduğu ilkeler, onun verdiği ruhla yönetmek zorundayız. Fatih İstanbul’u aldığında Haliç’te koyun otlatmayı yasaklamıştır doğaya zarar verilmesin diye. Dolayısıyla, İstanbul’u alan kahraman İstanbul’un ne olduğunu çok iyi biliyordu. Boğazı, Adalar’ı, Marmara Deniziyle dünyanın en güzel kentlerinden birisidir İstanbul. Boğazı gezersiniz, bir-bir buçuk saatlik bir vapur seyahatinde İstanbul’un bütün güzelliklerini boğazda izlersiniz. O güzellikleri izlerken sizin şair olmamanız mümkün değil, geçmişe gitmemeniz mümkün değil, gidersiniz, geçmişinize gidersiniz. O yalılar, o manzaralar, insanlar, martılar, martılara ekmek atan gencecik fidan gibi çocuklar… Dolayısıyla hep beraber İstanbul’u doya doya seyrederiz, böyle bir İstanbul var.

Üniversitelerin, medyanın, sanatın merkezidir aynı zamanda İstanbul. Birden fazla üniversite var - yüzlerce demiyorum ama şu anda sayısını bilmiyorum kaç üniversitemiz var- çok sayıda üniversitenin olduğu bir kenttir. Medyanın merkezidir, kültürün ve sanatın da merkezidir aynı zamanda İstanbul. Şimdi mi böyle? Hayır. Tarihsel derinliği içinde o kültürel zenginliğini hep korumuştur ve korurken de onun üzerine her seferinde yeni şeyler eklemiştir. Yeni yazarlar, yeni ressamlar, yeni öykücüler, yani sanatın yedi dalını İstanbul’da görmek, İstanbul’da yaşamak mümkündür. Yönetenlerin “Biz sana ihanet ettik” itirafında bulundukları bir İstanbul. Bunu itiraf ettiren İstanbul’un ruhudur, İstanbul’un kimliğidir aslında. O ruha ve o kimliğe baktığınızda, yıllardır yönettiğiniz bir kente nasıl ihanet ettiğinizi görüyorsunuz. Bunu size İstanbul itiraf ettiriyor ve bu ifade tarihin tozlu sayfalarında değil, günümüzde hepimizin gördüğü, hepimizin bildiği bir tanım olarak çıkıp önümüze konuyor.

İstanbul ihanet edilmemesi gereken bir kenttir, korunması gereken bir kenttir. Doğasıyla, kültürüyle, edebiyatıyla, deniziyle ve ormanlarıyla, bütün canlılarıyla korunması gereken bir kenttir. İstanbul Türkiye’nin dinamosu olan bir kenttir. İstanbul nüfus olarak baktığınız zaman pek çok ülkeden büyük. Ekonominin can damarı aynı zamanda burası, kültürün can damarı aynı zamanda, sporun can damarı aynı zamanda… İstanbul böyle bir kenttir ve İstanbul’u yönetmek için bilgiye ihtiyacımız var, birikime ihtiyacımız var ve deneyime ihtiyacımız var. Çalışanların zamanlarının büyük bir kısmını trafikte geçirdikleri bir kenttir İstanbul aynı zamanda. Oysa çalışanlar çok kısa süre içinde işlerinin başına gitmek isterler, ama bu tablo bugün yaşanmıyor. Bu tablonun değişmesi lazım, insanlar hayatlarının önemli bir kısmını yollarda değil, çalıştıkları mekanlarda geçirmeliler, sohbet etmeliler ve konuşmalılar. Hangi projeleri ürettiklerini, neyi nasıl yapacaklarını akıl akıldan üstündür felsefesi içinde masaya yatırıp konuşmalılar. Ama siz hayatın büyük bir kısmını trafikte geçirirseniz bunların gerçekleşme şansı çok zayıftır. İstanbul aynı zamanda tarihi, doğası ve kültürü yağmalanan bir kenttir ve bunu düzeltmek zorundayız. Bu tarihi bir görevdir. Bu tarihi görevi üstlenen kişinin de ciddi sorumlulukları vardır. İstanbul’u Fatih aldı, yağmalatın diye almadı, denizleri halka kapatın diye almadı, yeşillikleri yok edin almadı. İstanbul’u beton İstanbul’a dönüştürün diye almadı. İstanbul’u yaşatın, gelecek kuşaklara güzel bir İstanbul verin diye aldı, İstanbul’u yönetmek sıradan bir olay değildir.

Bunları nasıl yapacağız? 13 Kasım 1918; Gazi Mustafa Kemal Haydarpaşa limanına gelir, bir istimbota binerek Sarayburnu’na gider ve bakar ki İstanbul’u işgal edenlerin gemileri, zırhlıları Dolmabahçe’ye karşı konuşlanmışlar. Gazi Mustafa Kemal 13 Kasım 1918’de “Geldikleri gibi giderler” sözünü İstanbul’da kullanmıştır. İstanbul bu açıdan da bizim Kurtuluş Savaşımızın mihenk taşlarından birisidir ve Gazi onları geldikleri gibi göndermiştir. İstanbul böyle bir kenttir.
Ve değerli arkadaşlarım, saydığım sorunlar, yapmamız gerekenler… Bunları yapabilir miyiz? Elbette yaparız. Bütün sorunları çözebilir miyiz? Elbette çözebiliriz. Neyle? Bilgiyle. Neyle? Birikimle. Neyle? Deneyimle çözeceğiz. Eğer bilginiz varsa, İstanbul’u biliyorsanız, bir metropolün özelliklerini biliyorsanız, İstanbul eğer üç imparatorluğun başkentliğini yapmışsa İstanbul dünyanın en köklü, en kültürlü, tarihsel zenginliği olan dünyadaki ender kentlerden birisidir, dolayısıyla İstanbul’la ilgili karar alırken bu tarihsel kültürü her zaman göz önünde tutmamız gerekiyor.


Geçen ay Viyana’daydım, Viyana Belediye Başkanıyla kısa bir sohbetimiz oldu. İstanbul’u çok seviyor, Türkiye’yi de çok seviyor. Dedim ki, “İstanbul Anakent Belediye Başkanı olsanız ne yaparsınız?” “İki şeyi yaparım süratle Bir, İstanbullunun kültürünü, tarihsel zenginliklerini ortaya çıkarırım. İki, İstanbul’un trafik sorununu çözerim, buralara yoğunlaşırım. Çünkü İstanbul sıradan bir kent değil. Yönetecek kişinin kentliyle kavga etmesi değil, bütün kenti kucaklaması lazım” dedi. Ekrem İmamoğlu arkadaşımız böyle bir yapıya, böyle bir karaktere sahip mi? Evet. Örnek, Beylikdüzü. Beylikdüzü’nün tepesine kırlangıcı oturtan arkadaşımız, yedi rengi orada tutan arkadaşımız, İstanbul’u seven ve İstanbul için çaba harcayan arkadaşımız. Dolayısıyla İstanbul için yapacağımız çok şey var. Para var mı peki bunları yapmak için? Kesinlikle var. Bizim bir belediyemiz var Erzurum Çat’ta, en küçük belediyelerden birisi. O dar bütçeyle Çat’ı batının uygar kentlerinden birisi haline getirmiş o dar bütçesiyle. İslam Eserleri Müzesinden tutun belediye binasına kadar her şeyi kendi imkanlarıyla yapmış. Eğer kul hakkına müdahale etmezseniz, kul hakkı yemezseniz İstanbul’un milyarları vardır, İstanbul’un sermayesi vardır, İstanbul’un gücü vardır.

Dolayısıyla bunu Ekrem İmamoğlu arkadaşımız büyük bir yetkinlikle yerine getirecektir. Üreten ve istihdam yaratan belediyecilik. Bizim belediyecilik anlayışımız orada. Üreteceksiniz ve istihdam yaratacaksınız. Örnek mi istiyorsunuz, kim bana bu konuda en güzel örneği verebilir diye düşünüyorsa Beylikdüzü’ne gidebilir. İstihdamın nasıl yaratıldığını, işsizliğin nasıl azaltıldığını, üretimin nasıl yapıldığını herkese gösterebilirsiniz. Belediyecilik üretmek ve istihdam yaratmak demektir. Üretmek illa fabrika kuracağım anlamına gelmez. Fabrika da kurabilirsiniz, kütüphane de, kreş de. Hayatın her alanında kentlinin istediği her türlü yatırımı yaparak istihdam yaratabilirsiniz. Binlerce evladımız işim yok diye ortalıkta gezmeyecek, İstanbul’un ve İstanbul’u yönetecek olanların bir de böyle bir sorumluluğu var.

Efendim zaman zaman takılırlar, eleştirirler, Kadıköy’ü, Beylikdüzü’nü, Beşiktaş’ı, Sarıyer’i eleştirirler. Niye eleştirirler? Efendim oralarda oturanlar kaymak tabaka diye de eleştirirler. İyi de kardeşim 20 – 25 yıldır İstanbul’u yönetiyorsun bütün İstanbul’u kaymak tabakası yapsana, elinden tutan mı var? Bütün İstanbul’u yaşanabilir bir kent haline getirmek İmamoğlu’nun sorumluluğundadır, o yapacaktır göreceksiniz. Ben ve arkadaşlarımın tamamı kendisine güveniyoruz. Çünkü harcanan her kuruşun yerinde harcanması gerekiyor. Tasarrufun yerinde yapılması gerekiyor. İsraftan kaçınılması gerekiyor. Ve İstanbul’u dünyanın en önemli metropolleriyle yarışır hale getirecektir. Herkesin İstanbul’a gülerek, oynayarak gelmesi lazım ve keyifle ayrılması lazım İstanbul’dan. Kendisinin vaatleri olacak onu belki daha sonraki bir çalışma ile İstanbullu arkadaşlarımla, vatandaşlarımla paylaşacak. Kısaca benim söyleyeceklerim bunlar.

Biz İstanbul’u seviyoruz, İstanbulluyu seviyoruz. İki şey istiyorum ben, nereye gidersem bütün Belediye Başkanı arkadaşlarımdan iki şey istiyorum. Bir, Belediye Başkanı seçildiğin andan itibaren bütün beldeye hizmet vereceksin. Ayrım asla yapmayacaksın asla, sana oy versin vermesin. Kentin bütün nimetlerinden herkes yararlanmalı, ama pozitif ayrımcılığı, lehe olan ayrımcılığı yoksul mahallelere daha fazla yapacaksın. Birinci arzumuz budur bizim. Yoksul mahallelerde oturan anne de çocuğunu güven içinde bırakacağı bir kreşi tercih eder. Bütün bunların hepsi yapılacaktır. İkinci istediğimiz bir şey daha var. Harcadığınız her kuruşun hesabını millete vereceksiniz. Bunu da Ekrem İmamoğlu veriyor zaten.

Biz yerel yönetimlerde çoğu ilk projeleri başlatan bir parti ve gelenekten geliyoruz. İlk metronun yapılması, halk ekmeğin yapılması gibi, elektrik kooperatiflerinin yapılması, kırsal kesimle kent arasındaki gelir dağılımının dengelenmesi açısından kırsal kesimin özel olarak desteklenmesi gibi, bütün bunların hepsi mümkün.

Sayın Ekrem İmamoğlu, size inanıyoruz ve size güveniyoruz. Çok kısa süre içinde, 5 yıl içinde İstanbul’da bir tarih yazacağına yürekten inanıyorum. Ve oy versin vermesin bütün İstanbullu şunu söyleyecek: “İşte benim Belediye Başkanım, yıllardır aradığım ama bulamadığım Belediye Başkanı geldi bütün İstanbul’a hizmet veriyor.”
Hepinize teşekkür ediyorum, hepinize şükran borçluyum, sağ olun, var olun diyorum.

Yorumlar (0)