10 Nisan 2020 Cuma 12:24
Korona Salgını Aslında Korku Salgını mı?

Nöropsikiyatri uzmanı Dr. Mehmet Yavuz, koronavirüs salgını ile ilgili kendi uzmanlık alanı olan dille bazı açıklamalarda bulundu. Dr. Yavuz, dünyada her yıl çok sayıda insanın çeşitli hastalık ya da felaketler yüzünden hayatlarını kaybettiğini belirterek, "Trafik kazalarında her yıl Dünya'da 1.2 milyon kişi hayatını kaybediyor. İshalden her yıl 1.6 milyon kişi ölüyor. İntihar edenler ve cinayete kurban gidenleri de hesaba katarsak koronavirüs'ten çok daha korkunç bir sonuçla karşı karşıya olduğumuzu kolaylıkla anlarız. AIDS'ten ölümle son yıllarda yılda ortalama 1 milyon kişi şeklinde. 3 milyon insan obeziteden, 3.5 milyon kişi şeker hastalığı yüzünden ölüyor. Sivrisnekler her yıl 1 milyon insanı öldürüyor. Sıtma nedeniye her yıl 1 milyon, her 5-10 saniyede bir çocuk açlıktan ölüyor, ortalama 10 milyon kişi açlıktan ölüyor" dedi. 

Yavuz, Her yıl ortalama 10 milyon kişi kanserden hayata veda ediyor. 1971-1981 arasında yaşanan 6 viral epidemide 200 bin kişi hayatını kaybetti. Demem o ki; ölümlü varlıklarız. Her gün binlerce nedenden dolayı insanlar vefat ediyor. Sadece açlıktan her gün 25 bin kişi ölüyor. Öyle ya da böyle bir sebepten hayatımıza veda edeceğiz. O halde şu yaşadığımız ve yaşattığımız ‘panik havası’ sizce de biraz abartılı değil mi? Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre her yıl influenza nedeniyle 300-600 bin kişi hayatını kaybediyor. Ancak ölüm oranı koronaya oranla çok daha düşük. Binde bir civarında. Lakin soğuk algınlığı ve nezle gibi vakaların da influenzaya dahil edildiğini düşünmekteyim. Yani gerçek influenza vakaları ve bundan kaynaklanan ölüm oranları daha yüksek olabilir. Bilindiği üzere nezle rinovirusler ve RSV gibi virüslerin yol açtığı bir hastalıktır. Gribin sebebi ise influenza virüsleridir. Nezlede burun akıntısı ön planda iken gripte pek burun akıntısı görülmez. Gripte ateş ön planda iken, nezlede ateş izlenmez." ifadelerini kullandı. 

Korona SARS ile kıyaslandığında, SARS’dan iki misli daha hızlı yayılıyor ancak ölüm oranları SARS’da çok daha yüksek. Kuş gribi, ebola, domuz gribi, çiçek hastalığı, çocuk felci ve MERS virüsü gibi diğer salgın hastalıklarda da enfekte olanların yüzde 10'undan fazlası hayatını kaybetti. Bu verilerle kıyaslandığında da yüzde 1,5 ile 3 arasında değişen korona virüsün öldürme oranı ile düşük bir seviyede. Koronanın bu kadar yüksek panik oluşturmasındaki diğer bir sebep de virüsün belirsizliğini korumasıdır. Korona salgınını çok ciddiye alanlar olduğu gibi ‘küresel histeri’ diyenler de var” şeklinde konuştu.

Bu dönemde halkın paniğe kapılmasında 1918 yılında yaşanan İspanyol gribinin de etkisi olduğunun altını çizen Yavuz, şu ifadelere yer verdi:

“1918’de yaşanan İspanyol grip salgını 2 sene sürmüş ve 40 milyon insanın hayatını kaybetmesine sebep olmuştur. Ancak bu salgın özellikle çocukların ve gençlerin ölümüne sebep olmuştur. Ayrıca savaş sonrası kötü şartlar, beslenme bozuklukları ve açlıkta büyük etken olmuştu. Şu günlerde yaşadığımız korona salgınının panik oluşturmasında, hiç şüphesiz yüzyıl önce yaşanan İspanyol gribinin de rolü var. İnsanlar ister istemez koronadan da kayıp sayısının yüksek olacağından endişeleniyor. Şöyle bir baktığımızda İspanyol gribi ile korona gribinin ölüm oranları hemen hemen aynı gibi görünse de, aslında bizi yanıltan bir durum var. Çünkü korona olan ve belirti vermeyen ya da hafif bir grip gibi geçirilen vakalar da var. Bunlar da göze alındığında korona gribinde ölüm oranlarının sanılanın çok altında olduğunu tahmin etmekteyiz. Bu konuda ilginç bir örnek var.

“Neticede 100 yıl önce tıbbi tedavi ve teknolojilerin çok kötü olduğu ayrıca savaş sonrası ciddi olumsuz şartların bulunduğu İspanyol gribi ile koronayı bir tutmak ve bu nedenle panik yaşamak akıl ve mantığa sığacak bir durum değildir. Üstelik aşı teknolojilerinin bile gelişmediği bir dönemde başka hastalıklardan ölen çok sayıda kişinin de gripten öldüğü şeklinde yorumlandığını düşünmekteyiz ki, günümüzde de aynı hata yapılmaktadır. Örneğin kişide korona pozitifse ve ölüm gerçekleşmişse kişinin korona harici başka bir hastalıkta ölebilme ihtimali pek akla gelmiyor. Hatta şu günlerde influenzadan ölenlerin de korona virüsünden hayatını kaybettiği şeklinde bir algı oluştuğunu düşünmekteyim. İstatistiklere bakıldığında; daha çok kronik hastalığı olan ileri yaşlı kesimde ölümler olduğu görülmektedir. Örneğin İtalya’da Koronadan ölenlerin yaş ortalaması 80 civarlarında. Ortalama yaşam süresinine baktığımızda ise zaten bu insanların korona'dan olmasa bile bir kaç yıl içerisinde başka bir hastalıktan öleceğini tahmin etmek zor değil. 

Dr Yavuz ayrıca "Görünen o ki, tüm dünya toplumlarında ve piyasalarda korona kılığına girmiş çok şiddetli bir ‘Psikolojik Korku Salgını’ var. Şu an tüm medya organlarında korona maskesi takmış bir korku üretiliyor. Maalesef bu korku kademe kademe her noktamıza hatta hücrelerimize kadar girmiş durumda. Neticede dehşetli bir korku kültürüne kapılmış gidiyoruz. Sanki daha önce yoğun bakımlarda hiç hasta ölmüyormuş ve tüm ölenler koronadanmış gibi bir algı oluşturulmakta. Örnek veriyorum her yıl 3,5 milyon kişi şeker hastalığından hayata veda ediyor. Eğer her hastane şeker hastalığı nedeniyle gerçekleşen ölümleri bire bir medya aracılığı ile halka duyursaydı ne olurdu? Eminim ki bu durumda herkes şeker ve şeker ürünlerinden şeytandan kaçar gibi kaçardı. Birkaç gün önce bir video izlemiştim. Bu videoda histerik kriz geçiren genç bir kız sanki korona hastalığı nedeniyle ciddi nefes sıkıntısı yaşıyor gibi gösteriliyordu. Görüntülü ve yazılı medya tüm unsurları gece gündüz adeta korona yayını yapıyor. İnsanlar her tv kanalındaki korona haberlerini arka arkaya merakla izliyor. Korona ile yatıp korona ile kalkıyoruz. Ruh sağlığı açısından global olarak tüm medya organlarının korona haberlerine kısıtlama getirmesi hatta mümkünse tamamen durdurması gerekiyor." şeklinde açıklamalarda bulundu. 

Son Güncelleme: 10.04.2020 12:52
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.