Alexa

Her gün onlarca kişi kadim şehir Diyarbakır’daki tarihi Ulu Cami’yi ziyaret ediyor. Acaba içlerinden kaç kişi cami içindeki 800 yıllık bir geçmişi bulunan güneş saatini yapan bilim insanımızı tanıyor.

Bir saray düşünün… İçerisindeki birçok iş robotlar aracılığıyla yapılıyor. Hatta hükümdara abdest alması için su döken bir otomat bile var. Hükümdar ve konuklara içecek sunan kadın robotlar, hükümdarı ve konukları eğlendirmek için saz, zil ve tef çalan robotlar, sarayın salonlarında gezen tavus kuşuna benzeyen robotlar, birbirinden değişik 24 şifre ile açılabilen kilitler, su saatleri, sarayın bahçesindeki havuzda gezinen kayık ve içine su dolan kayığı, bir yandan boşaltırken bir yandan da borusunu öttürerek yardım isteyen kayıkçı robot, otomatik abdest alma makinesi ve buna benzer birçok otomatik aygıt, Şimdiki zamanda bile hayal etmekte zorlandığınız zamanını aşan bu aletlerin hepsi Diyarbakır Kalesinin içindeki İçkale’de bulunan sarayda bulunuyordu.

Asırlara meydan okuyan güneş saatinin ve saraydaki insanları kendisine hayran bırakan aletlerin yapımcısı/ustası 1153 yılında Cizre’de doğan ve sibernetik biliminin kurucusu, fizikçi, robot ve matriks ustası Bediüzzaman Ebü'l-İzz İsmail bin er-Rezzaz el-Cezeri’dir. Kısacası Cezeri’den başkası değildi.

Adı İsmail olup babasını adı Rezzaz’dır. Şeref ve onur babası anlamında Ebul-iz lakabını taşımıştır. el-Cezeri nisbesi onun Cizreli olduğunun bir işaretidir. Eşsiz icatlarıyla tanınan Cezeri’ye “Zamanın harikası” anlamında “Bediuzzaman‟ denilmiştir. 1233 yılında Cizre’de vefat etmiş olup; mezarı, Cizre'deki Nuh Peygamber Cami’sinin avlusunda bulunmaktadır.

Bu eşsiz bilim insanımız kitabında hava, boşluk ve denge prensipleri ile çalışan 50 aracın ayrıntılı tasarımını verir. Bu araçların 6'sı su saati, 4'ü mumlu saat, 6'sı ibrik, 7'si eğlence amaçlı kullanılan çeşitli otomatlar, 3'ü abdest almak için kullanılan otomat, 4'si kan alma teknesi, 6'sı fıskiye, 4'ü kendinden ses çıkaran araç, 5'i suyu yukarı çıkartan araç, 2'si kilit, 1'i açıölçer, 1'i kayık su saati ve Diyarbakır kentinin kapısıdır.

Cezeri; 12. yüzyılda, bir Oğuz ve Türkmen Beyliği olan Artuklular’ın Diyarbakır ve çevresine hakim olduğu dönemde, Cizre’de yaşamıştır. Sanat eseri değerini taşıyan Cizre Ulucami kapısı ile kapı tokmakları olan ejderleri de yapmıştır.

Toprakları kılıçla feth edebilirsin, ancak Devletini kültür, bilim ve sanatla ayakta tutabilirsin.

Bunun farkında olan Artuklu Beyi el-Salih Nasuriddin Eb’ül Feth Mahmut İbn-i Mehmet İbn-i Karaaslan bilim insanımızı Diyarbakır’a sarayına davet etmiştir. Sarayda yaşamaya başlayan Cezeri eserlerini önce çalışmalarını takdirle karşılayan ve destekleyen Artuklu Beyine sunuyordu.

Cezeri’yi günümüze taşıyan en büyük ve değerli eseri, icat ve tekniklerini topladığı El-Câmi‘ Beyne’l-‘İlm ve’l-‘Amel En-Nâfi‘ Fî Es-Sınaâ‘ti’l-Hiyel (Makine Yapımında Yararlı Bilgiler Ve Uygulamalar) adlı Arapça olarak yazmış olduğu eseridir. Cezeri eserinin giriş bölümünde bu kitabı kaleme alış nedenini şöyle anlatır: “Bir gün Sultan’ın huzurundaydım. Yapmamı emrettiği şeyi sunuyordum… Aklımdan geçeni anladı… Bana, ‘Eşsiz araçlar yapmış, onları işler duruma getirmişsin. Seni yoran ve kusursuz biçimde inşa ettiğin bu şeyler kaybolup gitmesin. Benim için icat ettiğin bu araçları bir araya toplayan ve her birinden ve resimlerinden seçmeleri kapsayan bir kitap yazmanı istiyorum.’ dedi. Onun önerilerine kulak verdim… Gerekli çalışmayı yapmak üzere gücümü topladım ve bu kitabı kaleme aldım.” sözleriyle yazmaya nasıl başladığını bizlerle paylaşmıştır. Ayrıca yine eserinin mukaddemesindeki şu görüşleri dikkate alınmalıdır. “Benden çok evvel gelen âlimlerin kitaplarını ve onları takip edenlerin çalışmalarını gözden geçirdim... Nihayet nakillerden kurtuldum, başkalarının yaptıklarından sıyrıldım ve problemlere kendi gözümle bakabildim... Uygulamaya dönüştürülemeyen her teknik ilmin doğru ile yanlış arasında muallakta kaldığını gördüm.”

Sarayda bilimsel çalışmalarına devam ettiren Cezeri eserlerinin nitelikleri ve estetikleri sayesinde mucit, sanatkar ve zanaatkar sıfatlarını aynı anda taşıyabilen bir bilim insanımızdı. Bu yönüyle Leonardo Da Vinci’ye oldukça benzetilebilir. Ondan bir buçuk asır önce yaşamasından dolayı Da Vinci’nin öncülü kabul edilebilir.

Da Vinci’yi dünya tanısa da bilim insanımızı insanlığa tanıtamamak, gençlerimize örnek bilim insanı olarak sunamamak bizim hatamızdır. Kendisi hakkında bütün bilgileri de aldığımız kitabı Kitabu’l Hiyel’e göre Cezeri, kendinden önceki Yunan bilim insanlarının hayal ettiği ancak pratiğe geçiremediği icatları pratikte uygulayabilmiş, kendinden sonra gelen Avrupalı bilim insanlarının çok geç keşfettiği ya da Sanayi Devrimi’ne kadar Avrupa’da keşfedilemeyen mekanik icatlarda bulunmuştur. Kitapta yer alan icatlara bakılırsa Anadolu’nun doğusunda bir Türk beyliği himayesinde Cezeri daha sonra gölgede kalacağını tahmin etmeden sibernetik biliminin, robotiğin, yüksek mühendisliğin temellerini atarak bir çok konuda bizlere öncülük etmiştir.

Kitabu’l Hiyel’in orijinal cildi ne yazık ki kayıp. Ancak eserinin, birebir kopyası olan 15 tanesi şu an dünyanın farklı yerlerinde bulunuyor. Bu kopyalardan 10 adeti Avrupa’nın farklı müze ve kütüphanelerinde, 5 adeti Topkapı ve Süleymaniye kütüphanelerinde muhafaza ediliyor.

Batı literatüründe M.Ö. 300 yıllarında Yunan matematikçi Archytas tarafından buharla çalışan bir güvercin yapılmış olduğu belirtilse de robotikle ilgili bilinen en eski kayıt, Cezeri'ye aittir.

Cezeri’yi batı dünyasına tanıtan iki bilim insanı Wiedemann ve talebesi Hauser’dir. Ayrıca Cezeri üzerindeki en önemli çalışma Donald Hill tarafından gerçekleştirilmiştir. Orijinal ismi “El-Câmi‘ Beyne’l-‘İlm ve’l-‘Amel En-Nâfi‘ Fî Es-Sınaâ‘ti’l-Hiyel” olan eseri “The Book of Knowledge of Ingenious Mechanical Devices” adı ile İngilizceye çevirmiş ve orijinal resimlerinin yanına eklenen çizimlerle, Cezeri’nin eserini çok kolay anlaşılır bir duruma getirmiştir. Ayrıca Kültür ve Turizm Bakanlığı’mız ülkemizdeki kopya esas alınarak Cezeri’nin eserinin basımını geçmiş yıllarda gerçekleştirmiştir.

Cezeri’yi sizlere tanıtmamın nedeni ise; günümüzde çocuklarımızın makine ve yazılım mühendisliği, robotik kodlama gibi alanlara olan ilgisinin artmasıdır. Biz büyüklere düşen görev ise çocuklarımıza batı kültüründen önce kendi yerli ve milli olan bilim insanlarımızı örnek insan olarak tanıtmak ve onlara yol göstermekte öncülük etmektir. Güzel Vatanımız, Milletimiz ve Devletimiz bu şekilde medeni dünyada kendisinden beklenen rolü üstlenebilecektir.

Selam ve dua ile  

Araştırmacı-Yazar  Osman USTA

Mânâ Ajans ve Mânâ Kitap Genel Müdürü

KAMUPERSONELİ.NET - ÖZEL

NOT: BU HABERİN/MAKALENİN İZİNSİZ, AKTİF LİNK VERİLMEDEN, BİR BÖLÜMÜNÜN ALINMASI VEYA TAMAMININ KOPYANIP KULLANILMASI DURUMUNDA HUKUKİ SÜREÇ BAŞLATILACAKTIR...  

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
haluk 2018-09-11 17:19:31

değerlerimize sahip çıkmalı ve onları gelecek kuşaklara aktarmalıyız, bize dayatılan her zaman görüş olmuştur "adamlar yapmışlar" halbuki yüz yıllar önce atalarımız zamanının çok çok ötesine geçmişlerdir. bizlere bunlar öğretilmedi maalesef. bizler gelecek nesillere ışık olsun, yol göstersin, ilham versin diye bunları gelecek kuşaklarımıza aktarmalıyız.

Avatar
Yasemin Güven 2018-09-14 14:43:07

bilgilendirici. teşekkürler.

banner631